Kadın

2010’dan beri 1675 kadın, erkekler tarafından öldürüldü

Kadın Cinayetleri
Hasret Mete’nin van’daki evi

Kadının boşanma isteği, erkeğin reddedilmesi, erkeğin erkekliğine laf söylenmesi, erkeğe vahiy gelmesi, erkeğe cinayeti cinlerin söylemesi, erkeğin barışma isteğinin reddedilmesi, erkeğin sinirlerine hakim olamaması…

Yalnızca 2016 yılında erkekler “neden öldürdün?” sorusuna verdikleri bu cevapların sonucu olarak yaklaşık 261 kadın öldürdü, 2010’dan bu yana ise en az 1675 kadın. 4 yaşından, 64 yaşına kadar türlü yöntemlerle öldürülen yüzlerce insan. İki yıl önce bugün, Türkiye’de erkek şiddeti sonucu yaşanan kadın cinayetlerinin simgesine dönüşen özgecan aslan öldürüldü. Fotoğraflar, Türkiye’nin farklı şehirlerinde 2010’dan bu yana erkek şiddeti sonucu ölen kadınların hikayelerine ait.
Kaynak: 140journos
Fotoğraflar: Özge Sebzeci
Fotoğraf Editörü: Kürşad Bayhan/140journos
Yazı: Dilan Karadağ/140journos

“abluka”

kadının boşanma isteği, erkeğin reddedilmesi, erkeğin erkekliğine laf söylenmesi, erkeğe vahiy gelmesi, erkeğe cinayeti cinlerin söylemesi, erkeğin barışma isteğinin reddedilmesi, erkeğin sinirlerine hakim olamaması…

2010’dan bu yana ise en az 1675 kadın, erkekler tarafından öldürüldü.

yazı ve fotoğraf öyküsü: https://haber.140journos.com/abluka-24a6a6761ab#.fj7l58icr

Posted by 140journos on Saturday, February 11, 2017

 

Hasret Mete; Van Erciş’te günde yalnızca bir minibüsün gittiği bir köyde yaşıyordu. 8 kardeşiyle büyüdüğü evinde dedesi uygun bulmadığı için diğer kızkardeşleri gibi o da okula gönderilmedi. okuma-yazmayı evde kendi kendine öğrendi. 17 yaşında geldiğinde görücü usulü evlendirildi ve yaklaşık altı ay sonra evinde ölü olarak bulundu.

Hasret’in ölümü intihar olarak kayıtlara geçti ancak ailesi cinayet olduğunu düşünüyor. Hasret’i, eşinin ailesinin öldürdüğünü iddia ediyorlar. fakat bu ancak bir iddia olarak kaldı ve soruşturma açılamadı. Şüphe edilen aile, van’ın en güçlü aşiretlerinden. Dolayısıyla davanın takipsizliğe uğraması çok zor olmadı. Hasret’in kızkardeşi bu yıl 17 yaşına girdi. o da evlendiriliyor…

 

Pınar Ünlüer; İzmir’de yaşayan, daha önce evlenmiş ve sonrasında boşanmış bir kadın. Birliktelik isteğini reddettiği erkek tarafından çocuğunun okuldan çıkmasını beklediği büfede öldürüldü. Katil ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı. Pınar’ın ailesi bugün, İzmir’deki neredeyse tüm kadın cinayeti davalarını yakından takip ediyor.

Tanem; 6 yaşında. Annesi Burcu Akyol ikinci çocuğuna 8 aylık hamileyken babası tarafından darp edilerek öldürüldü. Babası annesini “kaza yaptık” diyerek hastaneye götürse de, gözleri önünde gerçekleşen cinayeti dedesine anlatan tanem cinayetin ortaya çıkmasını sağladı. Şimdi manisa’da, anneannesi ve dedesiyle yaşıyor. Anneannesine “anne” diyor.

 

Deniz Aktaş; polis kapıdayken öldürüldü. iki yıldır birlikte olduğu sevgilisi, Deniz’i zorla alıkoyduğu evde vurdu. daha önce de şiddet gören deniz, iki kez şikayetçi olmasına rağmen korkup şikayetini geri çekmişti.

kadin-cinayetleri-6

Esin Güneş; şiddet gördüğü eşiyle boşanma davası sürerken uçurumda cesedi bulundu. İntihar denilerek kapatılan davada, esin’in eşi tarafından uçurumdan atıldığı 3 yıl sonra aydınlandı ve katil, müebbet hapse çarptırıldı.

Gülender kızı Sedef Kan ya da eşinin soyismiyle Sedef Berberoğlu; boşanmak istediği için pompalı tüfekle öldürdü. katil, ‘eşine yaklaşmama’ cezasını 5 kez ihlal etmişti ve sedef’e yönelik koruma kararı da vardı.

Fethiye Gökçen; yedi aydır ayrı yaşadığı ikinci eşi tarafından sokak ortasında bıçaklanarak öldürdü. Fethiye, defalarca tehdit ve şiddet gördüğünü bildirip koruma talep etmişti. Katil, müebbet cezasına çarptırıldı.

Muhterem Göçmen; boşanmak istediği eşi tarafından çalıştığı işyerinde bıçaklanarak öldürdü. muhterem, cinayetten 5 ay önce boşanma davası açmıştı ve 2 ay öncesinde katil hakkında uzaklaştırma kararı verilmişti.

Kadınlar, en çok annelerinin yüreğinde yaşıyor. Her gece aynı rüyada kızlarının sapasağlam, mutlulukla hayatlarına devam ettiklerini görüyorlar. Tek dilekleri, sorumluların ağırlaştırılmış müebbet ‘alabilmesi’. Apaçık can güvenliği tehditlerine rağmen koruma kararı için başvurulduğunda “karı-koca arasına girilmez” yaklaşımı baki. kKadınların nasıl davranması gerektiğine dair her yeni gün kanun hükmünde bir kararname çıkıyor. Kahkaha atmayın, hamileyken sokağa çıkmayın, kızlı-erkek hiç olur mu?.. Akla gelen ilk tedbir önerisi pembe otobüsler gibi cinsiyetleştirilmiş kamusal alanlar, en geçerli adalet arayışı ise “anasına-bacısına aynısını yapalım”. Hepimizin bildiğini bir kez daha tekrar edelim; ideoloji katliamı kutsuyor.

Tanem, Burcu Akyol’un kızı

Özgecan’ın cenazesi kadınların elleri üzerinde taşındı. günlerce siyah giyildi, halk yas ilan etti. ilk kez bir kadın cinayeti bu denli infial yaratarak ses getirdi. Bir kıvılcım ateşledi ve geçen iki yıl boyunca erkek şiddeti davalarında emsal gösterilebilecek nitelikte kararlar alındı. “Yas tutarken bile ama’ları eksik etmeyen devlet ve toplum nasıl oldu da bir araya geldi?” sorusunun bizi bir adım ileriye gittiğimiz yanılsamasından hızla uzaklaştıran cevapları da var.

‘Kız arkadaşıyla hava kararmadan evine dönmeye çalışan bekar Özgecan’ herkesin gönül rahatlığıyla yasını tutabileceği kadar masum. Üzerinde cinsellikle ilişkilendirilebilecek hiçbir şüphe olmadığı gibi başına geleni hak etmesini sağlayacak bir etek bile giymiyor. Bu ülkede en zor bulunan şey masumiyet olduğundan gönül rahatlığıyla yasımızı tuttuk.

 

SON SÖZ:
Çürüyoruz. Her damardan şiddet akıyor, nefret söylemleri birbiriyle yarışıyor. Bir söz var; “iktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar”… Erkin gücü altında kadın varlığı dikkate alınmayan, sesini duyuramayan edilgen bir obje. Çocuklar ‘sapına kadar erkek’ büyütüldükçe ataerkil düzen kendini yeniden üretiyor.

Coğrafya, sınıf, kültür, inanış gözetmeksizin kadınlık vasıfsızlık göstergesi olmaktan çıkamıyor. fakat ne ölen kadınların aileleri, ne de feminist hareket pes ediyor. Kadın cinayetlerini durduracağız platformu gibi her bir davanın takibinde özveriyle çalışan sivil toplum kuruluşları yeni bir düzenin inşası için çaba veriyor, değersizleştirilen her bir kadına ulaşmaya çalışıyor.

Toplumun toplum olma niteliğini yitirdiği bir anomi devrinde yaşasak da, dört bir yanımız abluka altında olsa da buradayız. Yaşıyoruz, gülüyoruz, saklanmayı reddediyoruz ve yan yanayız.

Fotoğrafçı Özge Sebzeci, “Abluka” hikayesini anlatıyor:

fotoğrafçı özge sebzeci anlatıyor: “abluka”

türkiye’nin farklı şehirlerinde 2010’dan bu yana erkek şiddeti sonucu ölen kadınların hikayelerine ait fotoğraflar çeken özge sebzeci anlatıyor: “abluka”

yazıyı okumak ve fotoğrafları görmek için: https://haber.140journos.com/abluka-24a6a6761ab#.o7sxaq3fm

Posted by 140journos on Saturday, February 18, 2017

…………
Kaynak: 140journos
Fotoğraflar: Özge Sebzeci
Fotoğraf Editörü: Kürşad Bayhan/140journos
Yazı: Dilan Karadağ/140journos

Yorumlar

Bir yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar

Yukarı