Deneme

Anılarımızın İşaret Taşları

anilarimizin-isaret-taslari-kitaplar

Kitaplığımızdaki –ya da okuduğumuz– her kitabın yalnız bizim bildiğimiz bir öyküsü vardır. O kitabı alma nedenimiz, aldığımız yer –bir arkadaş, kitabevi, sahaf, sokak sergisi, kitap fuarları–, okuduğumuz koşullar, yerler, okuduğumuz anki ruh durumumuz… Hep bu öykünün içinde yer alırlar. Bu öyküleri unuturuz zamanla, önemsemeyiz. Ama günün birinde hiç ummadığımız bir anda, birden anımsarız bunları.

Sait Faik’in adını görmek, bize, onun ilk öyküsünü dinlediğimiz radyolu yılları anımsatır. “Birtakım İnsanlar” öyküsünü dinler dinlemez, kitabevine koşup tüm kitaplarını aldığımız ve yutarcasına okuduğumuz ilk gençliğimizin büyülü yıllarına götürür bizi.

Gençliğimizde okuduğumuz bir romanın yeni baskısı çıkmıştır. Bu bizi o romanı okuduğumuz yaşlara, o günlerin hayallerine götürür. Belki de o romanı yeniden okumak isteriz. Kitaplığımızda romanı elimize alıp sayfalarını karıştırmaya başladığımız zaman, altını çizdiğimiz satırlarla karşılaşırız. Bu işaretler bizi geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarır.

Diyelim Marcel Proust’u anlatan bir kitabı (Proust Yaşamımızı Nasıl Değiştirebilir) İzmir’de okumuşuzdur. Ne zaman elimize “Kayıp Zaman Peşinde”nin bir cildini alsak imbat eser odamızda.

Sonra bir yolculuğa çıkarken aldığımız bir öykü kitabı gözümüze çarpar. Öyküleri yeniden okurken, o yolculuğu içimizde yeniden yaparız. Mola yerinde hangi öykünün yarıda kaldığını ya da nerede manzarayı seyretmek için kitabı kapatıp dışarıya baktığımızı anımsarız. Hatta o an yanımızdaki kişinin söylediği sözleri sahiden yeniden duyar gibi oluruz.

Ya bize armağan edilen kitaplar?.. Onların ilk sayfalarına yazılan ithaflar… Oradaki ad, tarih, dilekler bizi geçmişimizdeki somut bir anıya götürür. Neredeyse tüm ayrıntılarıyla anımsarız kitabın armağan edildiği yeri. Sık gidilen bir pastanenin hep oturulan masasını, tanıdık garsonları, çalınan müziği… Belki kitabı armağan eden sevgilimizin, arkadaşımızın giydiği giysinin rengini bile hatırlarız.

anilarimizin-isaret-taslari-2

Bir tartışma sonrası kafamıza takılan bir konuyu yeniden okumak için elimize aldığımız siyasal bir inceleme kitabı, bizi, gençlik günlerimizin o bitmez tükenmez tartışma ortamlarına götürür. Kendi kendimize “gökyüzünü fethedeceğimize inanmıştık” deriz.

Ya da kitaplığımızın en az uğradığımız köşesinde çocukluğumuzun –şimdi unutulmuş, tozlanmış da olsa en parıltılı, elimizden hiç düşmeyen, okuya okuya yıprattığımız bir kitabıyla karşılaşırız. Sayfaları açık bir kitabı okuyan kız ve erkek simgesi bize bu kitabın “Doğan Kardeş” yayınlarından olduğunu gösterir. Hemen raftaki öteki Doğan Kardeş kitaplarını ararız. İşte “Tabiat Ana Anlatıyor”… Kitapların sayfalarını karıştırırken artık, bu dünyadan uzakta çocukluğumuzun büyülü günlerinde yaşamaya başlamışızdır.

Bir dergide görüp şiirini sevdiğiniz şairin bütün şiirleri merak edip kitaplarını almışsınızdır. Birçok şiir ya da şiirlerin kimi dizeleri ne çok şey hatırlatır size… O şiirleri kime ne zaman okuduğunuzu, kulağına fısıldadığımızı ya da mektuplarımızda hangi dizeleri yazdığınızı hiç unutmamışsınızdır.

“Kitap okurum:
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim:
içinde sen”

“Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka”

Ya yazar adlarının, kitap adlarının çağrıştırdıkları… “Yerleşik Yabancı” deyince Metin Altıok’u, Metin Altıok deyince Ankara sevgisini ve ardından Sivas Katliamı’nı anımsamaz mıyız? Ayvalık denilince hep Ayvalık’ı anlatan Ahmet Yorulmaz’ ı andığımız gibi…

Her kitap, okuruna farklı anılar çağrıştırır. Bir kütüphane aynı kitaplardan oluşsa bile, okur o kitapları kendine göre okumuş, yorumlamış, kendini katmıştır. Onun için her kitap, okur sayısı kadar yaşantı biriktirmiştir.

Okuduğumuz her kitaba mutlaka bir iz bırakırız. En azından göz izlerimizi… Kitaplar varlıklarıyla bu izleri hep saklarlar. Birer işaret taşı gibi beklerler. Anılarımızın işaret taşlarıdır onlar.

Anılarımız çoğunlukla kitaplarımıza konarlar dal yerine.

Onun için kitaplıklarımız bu anlamda anı albümlerimizdir de. Onlara baktıkça yaşamımızın seyrini görürüz. Vazgeçilmezlikleri de bundandır. Çünkü onlardan kurtulmak istemek, belleğimizi boşaltmak, kimliksiz olmak gibidir.

Mustafa Başarslan
Üsküdar, 8 Ağustos 2014

Bir Yorum Yap

Yorumlar

Bir yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı