İzlenimler

Bir inziva, bin nasihatten iyidir…

Geldi tatil ayları. Bütün yılın yorgunlukların çıkarıldığı, stresten uzak herkesin zevkine göre doğal, lezzetli mekanlar lazım şimdi. Anılar yazmak için…

Bu sebeple Mayıs ayındaki erken kaçkın anılarımı ve sohbetimi, sizi alıp götürecek, zihninizi temizleyecek, şair yazar kıvamına getirebilecek doğayla başbaşa bir mekanı anlatmak istedim;

Yeni Liman/Karaburun-Lipsos (Nam-ı Diyar Ata’nın yeri)

Lipsos

Çok öncelerden Ata’nın yerini bilirim. Şehirden kaçarken buraya tutulmuş, balıkçılık yaparken, yakaladığı balıkları pişirip paylaşırken Ata’nın Yeri oluvermiş birden. Bir de kadın eli deyince sıcak bir yuva olmuş hepten. Evren ve Ata iki sempatik çocuğuyla birlikte doğal ve ideal bir alternatif yaşam yaratmışlar kendilerine.

Bu alternatif yaşam ve felsefesi işlettikleri mekanın mutfağına da yüzde yüz yansımış elbette. Mutfakla ilgili biricik amaçları gerçek Ege Mutfağının iyi bir örneğini oluşturmak. Bu doğrultuda herşey mevsiminde, herşey doğal-doğadan. Mevsiminde denizden ne çıkıyorsa, toprak anada ne yetişiyorsa tamamen ekolojik bir kilerleri var.

Evren’in kendi ifadesiyle;

“- Dünyada aslında şu anda finefood adına yapılan bütün her şey aslında bunun üstüne dayanıyor. Yerel, gerçek ve taze ürünlerle yapılan yemekler. Biz de onu yapmaya çalışıyoruz. Kendimiz yapmaya çalışıyoruz, bu sene daha çok yapacağız inşallah bir bahçıvanımız var artık.”

Balıkçı motorlarının sesleriyle birlikte mutfaktan gelen nefis kokuları duyup da uyumak olmaz. Kahvaltı için fırında doğal otlu yöresel bir hamurişi pişiyor üstelik, kokular bunu söylüyor. Bu kokular, o kokular. Kahvaltı masasına bizden önce ulaşmış herşey. Yumurtayı da otlu omlet olarak isteyin. Yeşillikler, domatesler herşey çıtır çıtır taptaze. Kendi yaptığı reçel ve salça da… Hele hele ekmek, asıl ekmeği konuşmalı. Evren kendi ürettiği mayayla tuttuğu ekşi maya hamurunu tam buğday unuyla hazırlıyor. Koyu renkli tok bir ekmek. Gerçek ekmek. Bir de kızarınca!..

“Unu Değirmenden alıyoruz. Kemeraltı’dan da alıyoruz. Salihli tarafına gidince kendimiz de alıyoruz. Değirmen sayısı azdı artıyor diyorlar, inşallah daha da artar. Birçok insan merak saldı bu işe, çok iyi oldu. Ekmekle iligli bir kitap okudum, Gerçek Ekmek diye Emine Şahin yazmış. Ekmeğe bakışım değişti. Kesinlikle gerçek ekmek yemek gerekiyor. Hem bağırsak florası açısından hem tok tutuyor.

“Geçen gün bir uzman çıktı sandviç ekmeği diye bir şey yok dedi. Gerçek ekmeğin içine bir şey koyup sandvic yapamazsınız, çok sert çünkü. Dolayısıyla piyasadaki bu ekmekler bir muamma. Bir tanıdığımız, çiftçi kendi kendine yetebiliyor mu diye bir deneye başladı. Hayvanlar aldı, arazi aldı, buğday üretiyor falan… Ve kendine yettiğini anlıyor. O bize misafir oldu geçenlerde, bize biraz buğday verdi, gerçek buğday. Ben de filizlendirdim biraz. Ama geleneksel organik buğday. Hatta sarı buğday, sarı un diye bir şey üretiyor o da zor ve az bulunan bir şeymiş. Gerçi ekmeği tutmuyor dağılıyor ama çok faydalıymış.”

Evren’in bu anlattıklarından doğal yaşam ve çözümleri ile ilgili ne kadar çaba gösterdiğini anlamak mümkün. Böyle insanlarla tanışınca yeryüzü ve insanlık konusunda içimde umutlar yeşeriyor.

Evren;

“Ege mutfağı deniz ürünleri ama genelde hep ot üzerine dayanıyor. Keçi çok önemli mesela Anadolu’nun birçok yerine keçi sütü çok daha fazla kullanılıyor. Ege’de kuru soğan daha az kullanılıyor, onun yerine pırasa ve taze soğanın sapları… O böreklere yemeklere, zeytinyağlılara mutlaka girer. Ege’de mesela krema yoktur ama İstanbul’daki bazı restoranlarda Ege Mutfağı diye kremalı birşeyler yapılıyor. Krema olunca o Ege Mutfağı olmuyor. Almanya’da Türk mutfağı diye yapılan turiste yönelik yemeklerden farkı olmuyor. Otlar da mevsiminde yenince güzel, dondurucuya girince lastikleşiyor. İnsanlar yazın ot soruyor. Yazın çok ot yok, sirken var, semizotu var diyoruz. Çok mu takıntılıyız?”

Evren’e mutfakta iş bölümü nasıl diye sorduk;

-Balıkları Ata yapar, diğerlerini ben hazırlıyorum. Biz lezzetleri özellikle de balıkları kendi rafine tadında pişirmeyi tercih ediyoruz, bizim konuklarımız da öyle talep ediyor. Herşey onun etrafında çeşit çeşit meze olarak yer alıyor.

Fener kavurma, çimçim karides, kalamar, kaya koruğu, yeşil domates mücveri, ot köftesi, enginar köftesi, enginarla herşey bizim el farkımızla kendi mutfağımızda özgün, geleneksel bir çizgi yarattı.

 

Ekşi ot nasıl salata oldu?

– Aslında o hayvanlara verilen bir şey. Ata ile benim bir huyumuz var, doğada gezerken bildiklerimizin dışında herşeyin tadına bakıyoruz. A bu çok iyiymiş, ekşi ekşi salatalara çok yakışır diye toplayıp deneyince çok sevdiğimiz bir salata çıktı ortaya. Görüntüsüyle de ilgi çekici. Bu salatayı buralılar yapmıyor. Çocuklar kırda gezerken koparıp yerler. Ama yemeği salatası yapılmıyor. Bilinen bir şey değil.

(Bu salatayı yemek isterseniz mutlaka mayıs aylarında orada olmalısınız. Tabaktaki doğa zerafeti ve lezzeti!..)

Sence burayı özel kılan nedir?

– Biz burada yaşıyoruz. Üç ay yaşayıp kapıyı kilitleyip şehirdeki hayatımıza dönmüyoruz. Bizim de yaşama alanımız olduğu için, o yüzden gelen insanlar da misafir gibi oluyor, onlar da hissediyor. Yöre ile de organik ilişki çok önemli. İnsanlar burada kendini evinde hissediyor, çünkü burası gerçekten bir ev.

 Son söz; “Ege Mutfağı Lipsos’da güzel temsil ediliyor”

Böyle insanların, bu anlayışların, doğal mekanların, doğru mutfakların çoğalması dileğiyle… İyi inzivalar.

Yorumlar

Bir yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı