Dosya

Dengemizi onlar koruyor: Savunma Mekanizmaları

İnkar - Savunma Mekanizmaları

İnsanlar pek çok uyarım ve dürtüye sahiptir. Bunlar doyurulmadığında organizmaya psikolojik ya da fizyolojik olarak zarar verir.

Birey kendini bu zarardan koruyabilmek, ortaya çıkan engelleme, kaygı ve çatışmaları yatıştırmak amacıyla savunma mekanizmaları kullanır. Bireyin çatışma ve engellemelerle karşılaştığında yaşadığı gerginliği hafifletmek için bilinçli ya da bilinçsiz olarak kullandığı davranış, duygu ve düşünce biçimini içeren mekanizmalara savunma mekanizmaları denir.

Savunma mekanizmaları:

– Toplumsal uyumu sağlamaya yardımcı olur.

– Kişinin benlik saygısını düzenlemekte etkindir.

– Semptom oluşumuna yol açmadan çatışmanın çözümünü sağlar.

Savunma mekanizmalarını herkes kullanır. Bunların makul ve ölçülü şekilde kullanılması sağlıklıdır. Ancak bunlar bireyi çalışmaktan, yaratmaktan alıkoyar veya aşırı bir biçim alıp davranışlarını toplumca garip karşılanan şekle sokarsa bireyde bir takım uyumsuzluklara, kişilik bozukluklarına ve ruhsal hastalıklara neden olabilir.

savunma-mekanizmalari-1

Başlıca savunma mekanizmaları şunlardır:

1. Bastırma (Repression)

En sık kullanılan, temel savunma mekanizmalarından birisidir. Anksiyete yaratan isteklerin, eğilimlerin, dürtülerin, duyguların, olayların bilinç dışına itilmesi ve orada tutulmasıdır. Bastırılmış içerikler genelde hoş olmayan ve haz ilkesine dayalı, ahlaki ve dini kurallara göre ayıp ve günah sayılan dürtü ve duygulardır. Yaşam boyunca pek çok dürtü bastırılmış olup, bilinçdışında her an bilinç yüzeyine çıkmaya hazır bir halde fırsat bekler. Freud’a göre güdüler hiçbir zaman tam baskı altına alınamaz, bastırılmış içerikler simgesel biçimde rüyalarda ya da günlük yaşamda bilinç alanına sızarak etkinlik gösterebilir (basit unutmalar, dalgınlıklar, dil ve davranış sürçmeleri vb.).

Bilinçaltından gelen bu etkilerle birey, davranışlarını kontrol etmede, karşılaştığı problemleri çözmede ve kişiler arası ilişkilerde güçlüklerle karşılaşabilir.

2. Yansıtma (Projection)

Yansıtma, insanın kendinde var olan, toplumca onaylanmayan, kabul etmek istemediği dürtü, suç ve hatayı başkalarında görmesidir. Kabul edilemeyen id dürtülerine, sanki kendisine ait değilmiş gibi tepki gösterir. Kişinin başkalarında gördüğü kusurlar, genellikle kendi kişilik yapısında görülür, kişi aslında başkalarının şahsında kendisini eleştirir. İnsanın kendine yakıştıramadığı durumları başkalarında görmesi daha kolaydır.

Yansıtılan materyal kişinin kendi şuur altının aynası gibidir. Örneğin, orta yaşlı, yakışıklı, esmer, toplum kurallarına sıkı bağlı bir erkek, karısının sarışın erkeklerden hoşlanıp hoşlanmadığını merak edip kuşku duyuyordu. Araştırılınca, kendisinin son zamanlarda sarışın bir kadından hoşlanmaya başladığını fakat kadına göstermek istediği ilgiyi gösteremediğini, bu yüzden karısına hem kızdığı hem de ona karşı suçluluk duygusu hissettiği anlaşıldı. Başkası suçlandığı için kişi daha az anksiyete ve suçluluk duyar. Kendi başarısızlıklarının sebebini başkasına yükler. Kendisini kıskandıklarını, çekemediklerini, ona engel olduklarını savunur, örneğin okulda başarısız olan öğrenci öğretmenin kendisine taktığını, onun sınıf geçmesini istemediğini söyler ve inanır.

Sürekli yansıtmayı kullanan bir insan yaptıklarının sorumluluklarını üstlenmez, başkalarını suçlar. Bu durum daha çok ruhsal bozukluğu olanlarda görülür. Bu kişilerde dış dünyaya bakış açısı ve düşünce bozukluğu vardır, kişilerarası ilişkileri bozulmuştur. Normal gündelik hayatta çok kullanılan bu savunma mekanizması gerçeği değerlendirme yetisi bozulmuş bireyler tarafından kullanıldığında hezeyanlar ortaya çıkar. Psikiyatrik hastalıklar içinde yansıtma mekanizmasının en belirgin ve patolojik olarak görüldüğü kişiler paranoid kişilerdir. Paranoid kişiler sokağa çıktıklarında herkesin onlarla alay ettiğini, güldüğünü veya kendisine çeşitli suçların yüklendiğini savunur.

3. Akılcılaştırma (Mantığa Bürüme, Rationalization)

Süperego ve toplum tarafından kabul edilmeyen istek, eğilim, dürtü, duygu, düşünce, davranış, yetersizlik, başarısızlık gibi durumlar için anksiyete yaratmayan akla yatkın görünen, mantıklı gerekçeler bulmadır. Acı veren, bunaltıcı bir neden yerine, akla yatkın görünen, sıkıntı vermeyecek bir neden ve açıklama bulmak çok sık kullanılan savunma mekanizmalarından biridir. Kişi yetersizliklerini örtmek ister. Bunun için bazen kısmen doğru, çok kere akla uygun fakat tam doğru olmayan nedenler ileri sürer. Örneğin, geçimsiz, sevilmeyen ve insanları sevmeyen bir kişi “ben yalnızlıktan hoşlanırım” diyerek bilinçdışı aldatıcı açıklama ile kendini rahatlatabilir. Anksiyeteden, benlik saygısının düşmesinden, toplumsal ortamda kötü duruma düşmekten kurtulur.

Bu savunma mekanizması “Kedi uzanamadığı ciğere pis der.” atasözü ile de açıklanabilir. Kişi hem kendini hem de karşısındakini aldatmaktadır. Kişi sürekli olarak davranışlarını ve inançlarını haklı gösterecek nedenler arama çabasındadır, örneğin bir akşam arkadaşının daveti üzerine onunla yemeğe ve sinemaya gittiği için ertesi günkü sınavına hazırlanamayıp kötü not alan öğrencinin, gitmeseydi arkadaşını kırıp üzecekti ve ayıp olacaktı düşüncesiyle avunması aslında kendini aldatmadır.

Herkes tarafından kullanılan bu savunma mekanizması bir dereceye kadar normaldir. Akılcılaştırmaya yatkın kişiler, durumları ve nedenleri kendilerini ve çevreyi aldatıcı açıklamalarla geçiştirmeyi yaşam biçimi haline getirebilirler. Bir süre rahat edebilirler. Fakat kişi bunu aşırı düzeyde kullanırsa toplumla uyumu ve kişiler arası ilişkileri bozulur.

4. Gerileme (Regression)

Herhangi bir çatışma durumu karşısında insanın ruhsal gelişim sürecindeki daha gerideki bazı dönemlere doğru gerileme, çocuklaşma, çocukluk yaşantılarına ve çocukluk düşüncelerine istemsiz olarak geri gitme olarak tanımlanabilir. Örneğin, beş altı yaşlarında idrarını, kakasını söylemeyi öğrenmiş bir çocuğun yeni bir kardeşi olunca yeniden altını ıslatmaya başlaması, bebek gibi davranması gerileme davranışıdır.

Gerileme her dönemde görülebilir. Sıkıntılı bir durumla karşılaşan veya engellenen yetişkin bir insan; kekeler, kızarır kendi olgunluk düzeyinin altında bir genç veya çocuk gibi davranır. Bazen çocuklar gibi tepinir, kırıp döker, aşırı öfke nöbetlerine kapılabilir veya eğlenceli vakitlerde çocuklaşmak gibi. Bazı yetişkinler sevgiden yoksun kaldığında ya da zorlanmalı bir durumla karşılaştığında aşırı yemek yiyerek oral döneme geri dönebilir.

Bu savunma mekanizması bizzat Freud tarafından ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Psikanalitik psikopatoloji teorisinde çok önemli yer tutar. Olumlu bir savunma mekanizması değildir. Sistemli olarak kullanıldığında ağır bir psikolojik rahatsızlığın işaretidir. Daha çok psikozlarda görülür.

5. Özdeşleşme (Benzeme, Identification)

Kişinin kendini bir başkasının yerine koyma ve onun gibi davranma eğilimine “özdeşleşme” denir. Hayatta çeşitli başarısızlıklar, engellemeler ve yılgınlıklar karşısında birey, bazen herhangi bir alanda başarılı kişilerle kendini bir sayma, kendini onlara yakın hissetmeyle biraz doyum sağlayabilir, örneğin tuttuğu takımın şampiyon olması ya da siyasi partinin başarılı olması kişiyi mutlu edebilir.

savunma-mekanizmalari-3-min

Normal gelişim süreci içinde çocuklar, okulöncesi yıllarda anne-babayı model alarak başlayan özdeşleşme ile onların hareket, tutum, konuşma ve diğer tepkilerini taklit ederler. Çocuğun taklit etmesi öğrenmenin bir parçası olarak kabul edilir. Daha sonraki yıllarda anne-babanın yerini öğretmenler, arkadaşlar, toplumda değer gören sporcular, yıldızlar kişinin özdeşim modellerinin yerini alır. Bu savunma kişinin egosunun gelişmesinde çok önemlidir. Ancak aşırı özdeşleşme, kişiliğin gelişimini engeller.

Özdeşleşme, psikiyatrik hastalıklar arasında en sık kendini başka birisi olarak algılayan psikotik hastalarda görülür.

6. Karşıt (Zıt) Tepki Oluşturma (Reaction Formation)

Suçluluk duygusu yaratan, kabul edilemez istek ve güdüler tam karşıtı biçimde ifade edilerek veya davranış geliştirerek bu duyguların üstesinden gelinmeye çalışılır. Böylece kişi benliğini korur, örneğin içindeki kin, nefret ve kabalık eğilimlerine karşı kişi aşırı derecede kibar ve nazik, pislik ve kirlilik eğilimlerine karşı anormal derecede titiz ve temizlik düşkünü olabilir. Kardeşini kıskanan bir ablanın aşırı derecede ilgili ve iyi bir abla olmaya çalışması da örnek olarak verilebilir. Zıt tepkiler oluşturma mekanizması obsesif kompulsif bozuklukların ortaya çıkmasında önemlidir.

7. Yalıtım (İzolation)

Bir düşünce veya anının duygusal yönünün hissedilmeden, bastırılarak anlatılması ya da yaşanması durumudur. Burada izolasyon, bir olayın duygusal içeriğinden yoksun kılınarak fikirmiş gibi ifade edilmesi anlamında kullanılmıştır. Yaşanılan olayların hem duygusal hem de mantıksal yanı vardır. Bu anılar hatırlanırken o olaya karşı gösterilen duygusal tepkilerde (öfke, kızgınlık, kırılma, heyecan, sevinme vb.) hatırlanır. Bu savunma mekanizmasında bir anı duygularından arındırılmış şekilde hatırlanır.

savunma-mekanizmalari-4-min

Böylece kişi, ilişkilerinde duygusallığa yer vermeyerek düş kırıklığına ve zedelenmeye karşı kendini korumaya çalışır. Bu insanlar duygusal olmamayı güçlülük olarak yorumlama eğilimindedirler, örneğin askerde kendisinin yaşadığı acı bir olayı, sanki başkası yaşamış gibi, kuru kuruya hiçbir duygu katmadan anlatması veya bir matem evinde şatafatlı ve renkli kıyafetler giymek, yüksek sesle gülmek, olayla ilgisiz görünmek gibi çok sayıda izolasyon çeşidi sayılabilir.

İzolasyon aşırılığa kaçmamak şartıyla olumlu bir savunma mekanizmasıdır. Ego kendini saldırgan dürtülerden korur. Kişinin dünya görüşünün duygusal olmaktan çok mantıklı olmasını sağlar. Ancak bazı insanlar bu mekanizmayı kendilerini her türlü acıdan koruyacak bir kabuk gibi kullandıklarından, yaşama etkin ve sağlıklı katılamazlar. İzolasyon obsesif kişilik yapısındaki kişilerde daha sık görülür.

8. Yadsıma (Denial, İnkar)

Birey bazı durumları ve olayları kendine yakıştıramaz ve bunlarla baş edemez. Baş edemediği, benlik için tehlike oluşturabilecek acı ve sıkıntı veren olayların, uyaranın otomatik ve istem dışı bir biçimde yok sayılması, görmezlikten gelinmesi veya gerçeğin inkar edilmesidir. Birey inkar ederek bir süre sıkıntılarını azaltabilir ancak bu durumun uzun sürmesi gerçeklerden uzak kalmasına neden olabilir.

savunma-makanizmasi-inkar-denialŞaşırtıcı bir olay karşısında “olamaz” veya “doğru değil” sözcükleri sıklıkla söylenir, örneğin birey çok sevdiği bir insanın ölümünü bir süre kabul edemez ama daha sonra bu gerçeğe kendini alıştırır ve kabullenir. Ancak bazı kişiler bu durumu hiç kabul etmez ve inkar eder. Sevilen o kişinin ölümünün üzerinden uzun yıllar geçmiş olsa da o halen yaşıyormuş gibi davranır. Bu durum kişinin gerçeklerden uzak kalmasına yol açar.

İyi bir sporcu olmak için çok çalışmış birinin, en parlak döneminde yapılan sağlık muayenesinde kalp yetmezliği saptandığında, kişinin böyle bir hastalığı olduğunu kabul etmeyip, kendisini inceleyen hekimlerin yanlış tanı koyduklarını ve ısrarla tedaviyi kabul etmeyip spor hayatını sürdürmeyi istemesi bir yadsıma tepkisidir.

Yadsıma tepkisi; çocuklarda, kişiliği güçsüz ya da olgunlaşmamış kişilerde, ruhsal bozukluğu olanlarda daha sık ve daha uzun süre kullanılır. Sık kullanıldığında sanrılar görülebilir.

9. Yüceltme (Sublimation)

Bilinç yüzeyine çıkarılıp doyuma ulaştırılması, süperego tarafından kabul edilmeyen, yasaklanmış ya da engellenmiş bazı dürtülerin kabul edilebilir, sosyal değeri yüksek amaçlara yönelik dürtüler halinde değiştirilmesidir. İlkel nitelikteki eğilim ve istekler, doğal amaçlarından çevrilerek toplum tarafından beğenilen etkinliklere dönüştürülür. Örneğin; saldırganlık, cinsellik gibi belli bazı ilkel dürtülerin açığa çıkmasının uygun olmadığı koşullarda, kişinin bu enerji birikimini güzel sanatlarda, spor ve iş başarıları gibi eylemlere yönelterek, olumlu bir biçimde kullanmasıdır.

savunma-mekanizmalari-2-min

Böylece içgüdüsel arzu ve ihtiyaçlar, kendilerine uygun bir anlatım ve doyum yolu bulur. İçgüdünün amacının toplum tarafından değerli görülen bir amaca kaydırılması ve bu uğurda gösterilen çabadan haz alınmasıdır. Kişi çoğunlukla bu ruhsal enerjisinin aslında onu rahatsız eden fikir ve dürtülerden kaynaklandığını fark etmez. Dolayısıyla yüceltme, kişiyi küçültücü düşüncelerden, toplumsal dışlanmalardan korur, ona yaşam hazzı ve gururu verir. örneğin; çocukluk yıllarında olağan karşılanan göstermecilik eğilimi kişinin kendisini rahatlıkla sergileyebileceği bir aktör veya manken olması ile olumlu bir şekle dönüşebilir.

Yüceleştirmenin en önemli noktası egonun süper ego ve toplumla herhangi bir çatışma ve kaygı içine girmemesidir. Bu nedenle anormal yönü olmayan tek savunma mekanizmasıdır.

10. Hayal Kurma (Day-Dream, Fantasy, Düşle Doyum)

Gerçekte doyuma ulaştırılması güç ya da olanaksız olan bazı dürtü, istek ve beklentilerin düş gücü ile doyuma ulaştırılmasıdır örneğin fakir bir kimsenin bir piyango bileti alıp, büyük ikramiye çıkarsa neler yapacağını düşünmesi gibi. Çocukluk ve gençlik yıllarında çok sık kullanılır. Yaratıcılığı arttırır, duygu ve düşüncelerin gelişmesini sağlar. İçe kapanık kişilerde hayal kurma yoğun biçimde bütün yaşam boyunca sürebilir.

Hayal kurma, ılımlı ve ölçülü olursa bireyi kısmen teselli etmesi ve temel ihtiyaçlarını giderebileceği yeni yollar telkin etmesi bakımından yararlı olur. Ancak aşırı hayal kurmada, birey gerçek yaşamı dikkate almaz.

11. Yer Değiştirme (Displasement)

Bireyin kabul görmesi, zor olan bir duyguyu ya da dürtüyü asıl hedeften, kabulü mümkün olan başka bir hedefe yöneltmesidir. Bu duruma sıkıntının transferi de denir. Kontrol edilemeyen bir duygu, ait olduğu durumla hiç ilgisi olmayan başka duruma yöneltilir, örneğin bir üste karşı geliştirilmiş fakat ortaya konamayan bir öfke, kolaylıkla olayla ilgisi olmayan bir asta karşı uygulanabilir ya da eve gelince öfkesini eşinden veya çocuklarından çıkartabilir.

12. Duygu Dönüşümü (Dönüştürme, Conversion)

Ruhsal çatışma sonucu, bastırılmış duygu ve düşüncelerin simgesel olarak bedensel belirtiler ve yakınmalarla yansıtılmasıdır. Kişiler zorlama yapan çevre koşullarından kaçabilmek için organik neden olmadan, otomatik ve istemdışı bedensel rahatsızlıklar gösterir. Örneğin, ağır bir karı- koca kavgasında kadının birden bayılması, içinde bulunulan stresli ortamdan bir anlığına kurtulmadır ve bir süre herhangi bir algılama olmaması durumu kadını rahatlatır. Yaşanılan anksiyete bedensel tepkiye dönüşür. Gerçekte görme problemi olmayan bir kişinin görmemesi, yasak şeyleri görme dürtüsüne karşı bir savunma olabilir.

Konversiyon bozuklukları toplumumuzda sık görülür. Acil servislere başvuruların önemli bir kısmı konversif hastalardır. Bu hastalar hastalık takliti yapmazlar. Konversiyon otomatik ve istem dışı olarak gelişir çünkü bu hastalar yaşadıkları stres, kaygı, korku gibi duygularla baş edememektedirler.

13. İçe Atma (Introjection)

Bireyin sevdiği veya nefret ettiği bir nesneyi yok etmek ya da benlik içinde sürekli yaşatmak için kendi iç dünyasına alması ve kişiliğinin bir parçası durumuna getirmesidir. Benliğin ilkel savunma mekanizmalarından biridir. Yansıtma mekanizmasının karşıtıdır. Bu mekanizmada nesneler ve kişiler arasındaki ayrım ortadan kalkmıştır, yiyecek ve içecekler gibi kişilerde içe alınabilir hale getirilmiştir, örneğin kendini yetersiz hisseden bir birey, çevresinde güçlü olduğuna inandığı ve karizmatik bulduğu bir başka kişiyi içsel olarak içe atıp onun tasarımını zihninde canlandırdığında, o kişinin fiziksel ve ruhsal gücünün kendisine geçtiğine dair bir inanç ve duyguya kapılır. Ya da çok sevdiği kardeşi ölmüş olan kişinin kardeşinin huylarını taklit etmeye başlaması, onun giysilerini giymesi, onun sevdiği yemekleri yemesi, onun sevdiği müzikleri dinlemesi vb. gibi. Böylece çok sevilen kişinin kaybedilmesinin acısının önüne geçilmiş olur.

Korkulan durum ya da kişinin özellikleri de, bunlardan doğabilecek kaygıyı azaltmak için içe alınarak öfke ve saldırganlık hisleri kontrol altına alınmaya çalışılır. Örneğin agresif nitelikleri ön planda olan bir babayı genç içine alırsa, babasının kendisine karşı yönelttiği agresyonu ya da şiddeti kontrol altına aldığını düşünerek anksiyeteden kurtulmuş olur.

Birey, içine attığı bu tasarımla iletişime geçip diyalog kurabilir, konuşabilir, tartışabilir ve hatta kavga edebilir. Bazen içe atılan kişi öldürülmek istenir. Ondan kurtulunmak istenir. Böyle bir durumda kişi kendini öldürebilir. Bu savunma mekanizması aracılığıyla sevilen bir objeye karşı bireyin çift değerli (hem sevme, hem sevmeme gibi) duygularının ortaya çıkardığı gerginlik ve sıkıntı azaltılmış olur.

14. Ket Vurmak (İnhibisyon)

Bireyin, kendini yetersiz veya suçlu hissettiği durumlarda, çatışma ve kaygıdan kurtulmak için bir takım aktivitelere katılma konusundaki güdülenmesinin istemsiz ve bilinçsiz biçimde azalmasına ya da yitirilmesine ketlenme denir. Bireyin katılmaktan kaçındığı aktiviteler ya da uyarımlara ket vurma nedeni, kendi bilinç dışındaki yasaklanmış zorlamaları anımsatmasıdır, örneğin bireyin yetersizlik veya suçluluk duyguları nedeniyle cinsel dürtülerini bilinçsizce bastırması.

15. Çözülme (Dissociation)

Bu savunma mekanizmasında, bireyin kişiliğinin veya kimlik duygusunun belli bölümleri arasındaki ilişki, duygusal bir zorlamayla başa çıkabilmek için kopmuş ve çözülmüştür. Diğer savunma mekanizmaları ile başa çıkılamayan anksiyetenin varlığında devreye girer. Burada savunma mekanizmaları, bilinç ve bellek yetersiz kalır. Hastanın düşünce ve duygulanımı birbirinden ayrılır. Zihinsel düzensizlik vardır.

Sanki bireyin bir parçası, öbüründen habersiz bağımsızdır. Heyecanlar, davranış, düşünceler ve lisan kişinin kendi kontrolünden çıkmıştır. Bireyin alışılmış kişiliği bozulmuş, yerine hiç bilinmeyen bir kişilik yapısı gelmiştir. İkili ya da çoğul kişilik görülür. Geçici olarak ortaya çıkan çözülme tepkilerinde kişi, böyle bir tepki sırasında yaptıklarını, nerede olduğunu ne yaşadığını hatırlamaz.

16. Sembolleştirme

Bilinç dışı bir uyarımın, bir isteğin, kişinin isteminin dışında biçim değiştirerek sembollerle dışa vurulmasıdır. Bu yolla kabul edilemeyen bir uyarımın, isteğin gerçek şekliyle dışa vurması engellenmiş olur. Günlük yaşamda huzur ve şans getireceğine inanılan eşyalar, düş ve rüyalarda görülen anlamsız ve mantıksız durumlar sembolleştirme ürünüdür.

17. Saplanma (Fixation)

Kişiliğin bir bölümünün veya tamamının gelişim dönemlerinin birinde takılması ve durmasıdır. Bebeklikten yetişkinliğe geçiş süreci kişiliğin duygusal ve zihinsel yönlerinin sürekli gelişmesi ve olgunlaşmasıyla aşılır. Çocukluk döneminde iz bırakan bir gelişim dönemiyle ilgili bir kişiye, nesneye veya duruma bağlı kalınabilir. Saplantı sonucunda çocukluk dönemine özgü duygu, düşünce ve davranışlar ortaya çıkar.

Böyle bir kişilikte entellektüel gelişim normal olmasına rağmen duygusal gelişim olgun bir düzeye ulaşamaz, örneğin anneye bağımlılığın ileri yaşlara hatta evlilik sonrası bile devam etmesi, kendisi yetişkin olmasına rağmen huy ve davranışlarının çocuksu kalması veya oral dönemdeki saplantının çoğunlukla oburluk, alkol, uyuşturucu madde bağımlılığına neden olması gibi.

18. Yapma–Bozma (Undoing)

Yapılmış bir davranış ya da düşüncenin bozularak bilincin kabul edebileceği şekilde yeniden yapılmasıdır. Kişi kendisi ve çevresi tarafından onaylanmayan düşünce ya da davranışta bulunmuşsa bu davranıştan vazgeçmesi ve eğer böyle bir söz ya da eylem yapmışsa, kişiyi kendi kendini yargılama ve cezalandırma sorumluluğu yükler ve ortaya çıkan durumu düzeltmesi beklenir. Bu savunma mekanizması suçluluk duygularına karşı geliştirilir. Günlük yaşamda çok sık kullanılır. Olumsuz davranışlar için özür dileme, günahlara karşı verilen sadakalar ve pişmanlık duyguları bu mekanizmanın ürünüdür.

Yapma- bozma mekanizmasının kökeni çocukluk yıllarında öğrenilir, örneğin hata yapan bir çocuğun annesinden özür dilemesi.

19. Eksikliği Giderme (Compensation)

Kişinin gerçek ya da hayali olarak algıladığı yetersizlik ve eksiklik duygularına karşı geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır. Üstün olma, beğenilme ihtiyacı doyurulmayan, engellenen ve bedensel yönden engelli olan kişi bu durumda onurunu korumak için başka bir alanda aşırı çaba göstermeğe başlar. Böylece engelleme sonucu kaygıya düşen uyumsuzluk gösteren insan, başka alanda elde ettiği başarıyla kendine olan saygınlığını sürdürebilir, örneğin fiziksel görünümü çekici olmayan bir kişi, çevresinde yarattığı sıcak ve sempatik etki sonucu pek çok kişinin ilgisini çekip popüler olabilir. Bedensel engeli olan bir kişi, bu durumun olumsuz etkilerini silmek için yoğun çaba ve gayret gösterebilir, örneğin kolu kesilmiş (ampute olmuş) bir gencin yüzme şampiyonu olması.

20. Kendine Yöneltme (Turning Toward One’s Self)

Duygu ve dürtülerin asıl kaynaklarından koparılıp kişinin kendisi ile bağlantılı hale getirilmesidir. Birey, başka bir kişinin sebep olduğu öfke ve saldırganlık duyumlarını sanki kendi sebep olmuş gibi algılar. Böylece öfke ve saldırganlık duyumları kişinin kendisine çevrilir, örneğin çocuğun evde yaptığı zararları, kırdığı kıymetli eşyaları kocasına kendisinin kazayla kırdığını söyleyen annenin tutumu. Sevdiklerine kızınca kendi canını acıtma, başını duvara vurma, kendine ceza verme gibi.

21. Yerine Koyma (Substitution)

Dürtülerin asıl amacına ulaşması engellendiğinde asıl amacın yerine başka bir amaç ya da nesnenin konarak dürtü boşalımının sağlanması ve gerilimin giderilmesidir. Kişi kendisine sıkıntı verecek çatışma çıkaracak olaydan kaçar ve onun yerine kendisine sorun çıkarmayacak bir hedef seçer. Günlük hayatta çok kullanılan bir savunma mekanizmasıdır. Bütün kültürler kişiyi bu şekilde düşünmesini teşvik eder. Kanaatkar olmak, aç gözlü olmamak, kendisinde olmayan şeye imrenmemek vb. Halk kültürümüzde kullanılan “Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir.” atasözü de bu savunma mekanizmasına örnektir.

savunma-mekanizmalari-8-min

 

Yorumlar

Bir yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı