Sinema

Doğa ve Yolculuk

Into the Wild - Sean Penn, 2007

Küçüklüğümden beri hep özgür olmanın hayalini kurdum. Keşfetmeye başladığım dünyadan daha güzel bir yer bulma umudu, küçücük çantama sığdırdığım bir şişe su ile evden kaçıp yeni bir dünya bulmaya itti beni. Büyüdükçe ise iki şey fark ettim: Tek şişe su hayatta kalmak için yeterli olmayacaktı, ikincisi de kaçsam da yeni bir dünya keşfedebilmek için insan faktöründen uzaklaşmak gerekiyordu.

Bu rutinleşmiş gri hayattan kurtulup kelepçelerle bağlı olduğum milyonlarca insandan kurtulmak lazımdı. Ama bu kelepçelerin anahtarlarına ulaşmak o kadar kolay değildi. Kaçmanın tek yolu bir kerpeten bulup zincirleri tek tek kırmaktı. Bu da şimdiye kadar yaşadığım her şeyi geride bırakıp yalnız yaşamak demekti. Bir hayal edin. Ne yapmanız gerektiğini söyleyecek kimse yok. Kağıt parçaları için saatlerce çalışmanızı bekleyen, ne kadar çalışırsanız çalışın sizi azarlayacak olan birileri yok. Sadece siz ve doğa.

Sapsarı saçlarını üzerinize salarak sizi ısıtan güneşi ve onun kavurucu sıcağını engellemek istermişcesine şiddetle tüm nefesini size doğru yönlendiren rüzgârı düşünün. Daha sonra bu iki arkadaşın kavgasını önlemek için araya dalan kar taneciklerinin haylazlıkla her yeri kapladığını ve orada olmanın ne kadar temiz ve saf hissettirdiğini hayal edin. Teninizin soğuktan çatlamasının bile sizde bir mutluluk yaratacağı bir dünya olurdu bu. Çünkü kandırabileceğiniz kimse yok orda.

Sadece kendinizi duyabileceğiniz bir dünya hayal edin. Görüş alanınızda sadece dağların eteklerinin arasından size göz kırpan güneş var. Ona bağırarak dünyadaki tüm yalanları savursanız da umrunda değilsiniz. O sizden yalan söylemenizi beklemiyor. Onun için savaşmasanız da ertesi gün yine doğacak. Yağmura yağmaması için yalvarsanız da yağması için dans etseniz de sizi dinlemeyecek. Yapmanız gereken tek şey hayatta kalmak. İyi biri olmak, ailenizin yüzünü güldürmek, patronunuzun beklentilerini karşılamak zorunda değilsiniz. Kimse sizden düzgün giyinmenizi bile beklemiyor. Çığlık atarak delicesine çimlerin üstünde koşabilirsiniz çünkü çevrenizdeki kuşlar ya da uzaktan sizi izleyen kurt ne kadar aptal göründüğünüzü düşünmeyecek. Tüm bunlar kulağa çok hoş geliyor değil mi?

Aslında gerçeklerin böyle olmadığını, doğanın da insanlara bu kadar yumuşak davranmadığını fark ettim bu filmi izledikten sonra. Hayatta kalmak için bir yolunu bulup savaşmak gerekiyordu. Hayranlıkla izlediğim doğanın bile her geçen gün kuyumu kazdığını anladım. Nasıl bu kadar beyaz göründüğünü merak ettiğim kar aslında yemeğimi alıyordu elimden. Yaşamı yavaşlatıyor, hareket etmemi zorlaştırıyordu.

Rüzgâr onu ne kadar taktir ettiğimi umursamayarak beni çok uzaklara sürükleyebilecek güce sahipti. Güneş de yalnız bırakılmayı bekliyordu aslında, uzaktan bir karınca büyüklüğünde görünen insanların derilerini kavurmak için. Bu dünyaya ait olamayacaklarına dair sizle iddiaya girebileceğim kadar güzel olan meyveler aslında size kurulmuş bir tuzaktı. Sizi uzaktan izleyen kurt da size çığlık attığınız için bakmıyordu aslında. O da hayatta kalabilmek için pusuya yatmış bekliyordu.

Tüm bunların farkına varınca anladım ki doğa ana bile özgür olmamıza izin vermiyor. Her ne kadar insanlardan koptuğumuz için bizi etkileyecek bir toplum baskısının olmadığını, bizi bağlayan ekonomik bir sistem olmadığını düşünsek de aslında işler doğada da kurallarla yürüyor. En önemli kural da: Hayatta kalmak için savaşmalısın, gerekirse senin nefes alabilmen için büyük katkılarda bulunan bitkileri yersin, gerekirse de sana hiçbir zararı olmayacak böcekleri. Hayatta kalmak için en güçlü olup doğayı bile yenebilmelisin.

Yalnızken bile bir güç savaşı içinde olduğunu yaşayarak öğrenmek de zor olmalı. Ne yaparsan yap hayatın boyunca uymak zorunda olduğun kurallar var. Bu kurallardan kaçmak mümkün değil. Uzaktan büyüleyici görünen uçsuz bucaksız dünya bile bir düzenle var olabiliyor. Belki de filmimizin kahramanı bu yüzden bu kadar rahattı gözlerini yumarken. Bir daha uyanmayacağı gerçeğini bilmesine rağmen çok huzurluydu.

En çok inkâr edeni bile bir cennetin varlığına ikna edebilecek gibi görünüyordu o anda. İşte bu yüzden ben önemli olanın içinde bulunduğumuz an olduğuna karar verdim. Kurallara hayatta kalabilecek kadar uymak gerek fakat hayatı değerli kılan kuralların dışına çıkabildiğimiz anlar. Ne kadar çok odaklanırsak doğadaki bu yolculuğa o kadar huzurlu uyuyacağız bence ebedi uykumuzda.

İrem Karabulut

Kaynakça
Into the Wild. Yön.: Sean Penn. Paramount Vantage, 2007. DVD

Yorumlar

Bir yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı