Müzik

İnsan ve Müzik

İnsan ve Müzik

İnsan ve müzik arasındaki ilişkiyi özgürlük ve bağımlılık arasındaki ince çizgiyle betimlersek, bağımlı bir varlık olan insanın müzikle özgürleştiğini söyleyebiliriz. Daha da ileri giderek müziği ‘sanat eseri’, müzik yapan insanı ‘sanatçı’ olarak ele alalım. Müziği pratik, elle tutulur hiçbir karşılığı bulunmayan, kendinden geçirici, özgürleştirici bir boyut ya da araç olarak gözlemleyerek, bir müzik eserinin gözle görülür ‘özgürlük’ olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü sanat eseri özgürlük ile bağımlılığı kendi bünyesinde birleştirmektedir.

Sanatçı hem özgür hem de bağımlı olarak yaratan bir insandır. Sanatçı insan gelişiminin amacını, yeteneklerinin tüm yönlü geliştirilmesinde, yani kişiliğin armonik bir bütün olarak geliştirilmesinde görmekte, ancak bu yolla özgürlüğe ulaşabilmekte ve böylece yaratıcılığını dile getirmektedir. Sanatın eğitici gücü, akıl ve duyguyu bir bütün haline getirecektir. Acaba akıl mı daha bağımlıdır, yoksa duygular mı daha özgürdür?

Sartre’a göre özgürlük “mahkûm olduğumuz ve dolayısıyla elde edemediğimiz”dir. Bir başka deyişle, insanın özgürlüğü sınırlarını kendi çizdiği bir bağımlılığa dönüşür. Dolayısıyla insan, kolaylıkla müziğin özgürlüğüne bağımlı olma durumuna geçebilir. Buraya kadar insanı bağımlılıkla, müziği de onu bu bağımlılıktan sıyıran bir özgürlük olarak ele aldık. Simdi bir de tersinden bakalım.

İnsan ve Müzik

İnsan, sanatçı ruhunu tüm özgürlüğü ile yaratıya yönlendirirken ve bu yönlendirme yolu olarak da müziği seçtiyse eğer, müziğin bir sanat eseri olma yolunu kat edene kadarki en sancılı oluşum döneminde de onu bağımlı kılacak bir takım sınırlamalarla da karşılaşabilir. Örneğin beste yapan bir öğrenci, ustalarına bestesini nasıl yaptığını, neye dayanarak bir kompozisyon oluşturduğunu, enstrümanları, temayı vs. neye göre seçtiğini ve işlediğini onları ikna edecek bir biçimde açıklamalıdır. Sadece “ben yaptım, oldu” diyemez. Ya da bunu demesi ve kabul görmesi için çoktan öğrencilikten çıkmış, usta olarak kendini uzun yıllar sunduğu eserleriyle kanıtlamış olması beklenir.

Bitirirken, elbette ki bu konuyu bir sonuca bağlamak gibi bir gaye yoktur, olamaz da. Amaç, böylesine derin bir konuyu özetle tartışmak, her iki tarafından da ele almaya çalışmaktır. Sonuç olarak insanın içinde bulunduğu her olgu, felsefi açıdan görecelidir. Hele ki sanat da işin içine girdiğinde çifte bir döngü ile karşı karşıyayızdır. Belki de işin en keyifli tarafı burasıdır. Denizleri yüzerek bitirmek mümkün olmasa da, attığımız her kulaç bize keyif verir ve farkında olmadan ilerleme kaydederiz.

Dr. Esra KARAOL
İTÜ Müzikoloji ve Müzik Teorisi

Not: Bu makale İTÜ Müzikoloji ve Müzik Teorisi Doktora Programı, Prof. Dr. Edip Günay’ın Toplum, Bilim ve Müzik dersi için yazılmıştır.

Yorumlar

Bir yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı