Deneme

Kupakızı

Fatoş Erdoğan - Kupakızı

Size bir sır vereyim mi? Göründüğüm kadar mutsuz değilim aslında. Hatta hiç mutsuz değilim. Gülüyorum hâlâ deliler gibi. Kırgınım sadece. Kırarım!..

Metal kokusu çalınıyor burnuma, genzimi yakıyor. Teneke kollar sarmış birbirini. Bunları biraz yağlamalı, kayıp gitsinler birbirlerinden. Zira kan akıyor birbirlerini kestikleri yerlerinden.

Metali metal keser bu saatte.” diye diye kesiliyor bir yerlerim. Gıcırtılı sesler büyüyor kulaklarımda. Ben de gacır gucurlaşıyorum.(İnan-ma-yın!.. Sadece şaşırın.) Yakışmıyor bana bu metalik duygular. Metal cennetine düşmüş zeytinyağı gibiyim. Olmaz aşksız seviştiğim. Bu ben değilim. İçime zerk edin birşeyler. Kanımı sayın. Hemogramıma bakın. Hücrelerime şeker atın. Damarlarıma dalın. İlk giren siz olmayacaksınız, acımaz korkmayın. Bildiğiniz tüm panzehirleri akıtın. Ayıklayın beni bu savruk insanlardan.

Ben kimim? Burası neresi? Siz de kimsiniz? Beni tanıyor musunuz? O zaman biraz anlatın. Ben “Ben”imi kaybettim. Git gide artıyor bilinmezliğim. Ben,sizi daha önce hiç gördüm mü? Kim bilir neler düşünüyorsunuz hakkımda. Neyse önemli değil. Dediklerinizi de anlamıyorum zaten. Konsantrasyon bozukluğum var. Adaptasyon sorunluyum.

Hep şu anda olmadığım yerleri özlüyorum. Kendimi bulamamışım da arıyormuşum gibi geliyor size değil mi? Yani oradan bakınca öyle görünüyor, biliyorum da; değil işte. Buldum! Çoktan. Tam üzerimdeyim hatta. Arada bir kendi isteğimle cayıyorum kendimden. Her gün biraz daha buluyorum, bulduğumdan da hoşnutum. Narsist bile sayılabilirim yakından bakınca. Kendine gülen severmiş kendini. Ben gülerken tepiniyorum, gülmekten kaç kez dengemi kaybedip düştüğümü biliyor musunuz? Bilemezsiniz. Çünkü beni düşerken göremezsiniz, kuytu yerleri seçerim! Ben başka şeyin peşindeyim.

Bambaşka şeylerin, birçok şeyin, her şeyin… Sadece biraz tuhafım bugünlerde. Örümceklere dantel örmeyi öğretiyorum, kuşlara küfür ediyorum; sonra özür diliyorum. Kapıları çarpıyorum önce, sonra tekrar açıp kapatıyorum yavaşça. Kirli çamaşırları buzluğa koyuyorum, buzluktakileri 360 derece yanan fırına. Sonra kendime gülüyorum. Sonra… Sonra kızıyorum. Sonra…

Ne diyeceğimi bildiğinizi sanıyorsunuz; ama bilmiyorsunuz işte. Ağlamıyorum sonra. O biliyor ağlamadığımı. O, Tanrı! Her şeyi bilir(!) O’na yalan söylenmez. O, küçük yalanlara da kızmaz ayrıca. Kazanları daha büyükleri için kaynatır, aşure ayında.

Muhasebesini yapmaya kalkışınca bir şeylerin tıkanıyorum. Şimdi neyle neyi karıştıracaktım? Hesaplara basmıyor artık beynim. Öyle kargacık burgacık şeylerin arasında kayboluyor bilmişliğim. Beni biraz silkin! Hiçbir sıradan duygum yok. Bir tane bile yok. Susun! Paralamayın kendinizi, ben yolumdan gideceğim. Engebelidir biraz. Nasıl diyeyim. Ben biraz zoru severim. Gıcığım biliyorum da bu benim vıcık vıcık olmamdan önceki son halim. Son çıkıştır burası isteyen insin!

Yukarı