Sinema

Kusursuz Olmayanlar

Mary ve Max - Mary et Max

Diğerlerini umursamadan çığlık atabileceğiniz, en çılgın dans figürlerini sergileyebileceğiniz, istediğiniz gibi giyinebileceğiniz, garip olur mu acaba diye düşünmeden istediğiniz soruları sorabileceğiniz bir evren düşünün.

Çevrenizde kendinizden başka birini görüyor musunuz? Çünkü ben görmüyorum. Tüm bu ütopik durumlar ancak yalnız başınızayken gerçekleşebilir. Peki biz insanlar niçin yalnızlık kelimesinden bu kadar korkuyoruz? Neden senelerdir bizimle yaşayan küçük ve zararsız Japon balığına anlattığımız hikayeler içimizi rahatlatıp yeterince değerli olduğumuzu hissettirmiyor bize?

Hepimiz bizi anlayabilecek, hatalarımızı düzeltecek ve yanında kendimiz olabileceğimiz, en çılgın özelliklerimizi paylaşabileceğimiz birilerini arıyoruz kendimizce. Yanında kahkaha atmadan duramayacağımız, biz cümlenin başındayken ne demek istediğimizi anlayacak kişiler olmasını istiyoruz hayatımızda.

Bu arayış sırasında bize en yakın olan kişiyi, kendimizi, ne kadar ihmal ettiğimizi fark etmiyoruz. Arkadaşlarımızın da birer insan olduklarını unutup onlara kendimizi kabul ettirmek için benliğimizi yontmaya başlıyoruz. Diğerleri tarafından mükemmel olarak görülemeyeceksek hak etmediğimizi düşünüyoruz bu sevgiyi. Yontmaya devam ettikçe bizi biz yapan parçalar birer birer kopmaya başlıyor. Geriye bize değer veren(!) insanlarca mükemmel olarak görülen bölük pörçük bir karmaşa kalıyor.

Peki bu birbirleriyle bağdaşmayan parçacıklarla yaşarken ne kadar mutlu olabiliyoruz? Kendimizi kısıtlamaya çalışarak, normal davranabilmek için psikiyatristlere giderek ve sırf insanlara güzel görünebilmek için en sevdiğimiz çikolatadan vazgeçerek kendimizi çizdiğimiz bir dairenin içine hapsediyoruz.

Mary ve Max filminin bana fark ettirdiği en önemli şey de bu işte. Dostum diyebileceğimiz birini ararken kusurlarımızı örtmeye çalışıyor, zaten siyah beyaz olan dünyayı tek renk olarak görmeye başlıyoruz. Çizdiğimiz dairenin çapını gittikçe küçültüyor, dairelerimizin başkalarınınkiyle kesişme ihtimalini iyice azaltıyoruz. İnsanları anlamaya çalışırken, gülmenin ve ağlamanın nasıl bir şey olduğunu çözmeye uğraşırken, gülümseyemeyenlerin de bu dünyada bir yeri olduğunu ve kimseden bir eksiklikleri olmadığını unutuyoruz.

mary_and_max

Harfleri herkes gibi okuyamıyor, herkesten farklı görünüyorsanız ne olacak yani? Bizim kusur olarak adlandırdığımız ve kendimizden nefret etmemize neden olan özelliklerimiz bizi farklılaştırıyor diğerlerinden aslında. Bizi daha değerli kılan şey diğerleri tarafından kusur olarak adlandırılanlar işte. Herkes bir şekilde kusurlu aslında, çünkü kimse birbirine benzemiyor.

Mary ve Max’ten öğrendiğim şey ise arkadaşım dediğim insanın bana kusurlarımı sevdirecek biri olması gerektiği. Tutkularımı paylaşacak, hayatımın en saçma detaylarını bile bütün hevesiyle dinleyecek, kusurlarımın beni güzelleştirdiğini bana öğretecek ve kendisinin de kusurlarını paylaşacak bir arkadaş bulmak kolay değil elbette. Kolay değil, çünkü çemberlerimiz daralıyor gün geçtikçe. Hep yanlış köşelere bakıyor, yanlış yerde arıyoruz dostumuzu. Onu bulduğumuzda ise hiç beklemediğimiz biri olduğunu fark ediyoruz. Belki kilometrelerce uzakta, farklı inanışlara sahip, bizden çok daha yaşlı ya da genç biri olacak bu. Bu dostun hakkında bildiğim tek şey ise bize siyah beyaz dünyamızı renklendirecek, el yapımı, kıpkırmızı bir pon pon gönderecek olması.

Hayatınızı bu kadar güzelleştirebilecek bir arkadaş bulma düşüncesi biraz da korkunç olurdu aslında çünkü bu insan aslında sizi en çok incitebilecek kişi. Dostunuzun ağzından çıkabilecek tek bir kelime bile kocaman bir yara açmaya yetebilir. Bu yara en derin yaralardan biri olacaktır çünkü dostunuzun benliğinizi yontma amacıyla konuşmadığını bilirsiniz.

Derin olmasına rağmen iyileşmesi en kolay yaralardandır ama bu yara, eğer dostunuzun da bir insan olduğunu ve hataları olacağını kabullenirseniz. İşte tüm bu gerçekleri kabullenmeyi ve kendimizi sevmeyi başarabilirsek hayattan keyif almaya başlayacağız. O zaman yalnızlık duygusundan kurtulacak ve hayatımızı biriyle paylaşmanın, o kişiyi de seçebiliyor olmanın bu dünyayı yaşanabilir kılan nadir şeyler olduğunu anlayacağız. Max gibi ağzından gülemeyip beyniyle gülümseyebilen, sizi alnınızdaki lekeyle seven ve kabul eden bir dostunuz olması dileğiyle…

İrem Karabulut

Kaynakça:
Mary and Max. Yön. Adam Elliot. Melodrama Pictures, 2009. DVD.

Yukarı