Kitap

“Remrandt Işığı’na İlişmek…”

Michael Bockemuhl - Rembrandt-min

Sanat tarihinin 17. yüzyılını unutulmazlaştıran Rembrandt, kuşe kağıtların arasında!

Fransızcadan dilimize aktarılan “Rembrandt”, ünlü “TASCHEN Temel Sanat Dizisi”nin bir parçası. Sayfa düzeninden baskı kalitesine kadar aslına sadık kalınarak basılmış.

Yazar “Michael Bockemühl”, izleyiciyi “görme”nin öne çıktığı bir bakış açısına kavuşturmak için sistemli öneriler sunuyor.

İncelenen örnekler kaçınılmaz olarak sınırlı ise de, “Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi”, ve “Gece Devriyesi” dahil, “Dokumacılar Loncası”, “Savurgan Oğulun Dönüşü” gibi hem üstlendiği resim geleneğini yansıtan hem de geleneğin karşısına geçen doksandan fazla yapıt, fotoğrafa bürünmüş! Çeşitli kentlerden, müzelerden… Amsterdam’dan Lahey’den Paris’ten… Münih, Berlin, Los Angeles’tan… Resimler, gravürler, oyma baskılar ve yorumlarıyla sadece 96 sayfalık bu küçük kitap, Rembrandt’ın sanatının “sonsuz deneyim/ kesintisiz arayış” ısrarını, görsel-zihinsel malzemelerle sunarken hiç de cılız değil!

“Bu kitabın amacı, Rembrandt resminin izleyicisi üzerindeki etkisine dikkat çekmektir.” beyanını fırsat bilerek, üzerimdeki Rembrandt’ın – katılım isteyen – etkisini duyumsayarak ve yapıt ile yaratıcının asla birbirinden ayrı bünye olmadıkları inancımı tazeleyerek, Michael Bockemühl’un, “Hiçbir şey kişinin resmi gördüğünde yaşadığı kendi deneyiminin yerini tutamaz” cümlesinin izin verdiği cesareti yanıma alarak:
1630’da henüz 24 yaşındayken “Gözlerini Faltaşı Gibi Açan Otoportre”nin çizgilerini çeken Rembrandt, dünya karşısındaki şaşkınlığın, acemiliğin, korkunun, endişenin yüzdeki/yüzündeki görüntüsünü veriyordu. 1668’de -otuz sekiz yıl önceki genç yüzünü kimbilir nereye bırakarak/katarak,- bu defa, (yağlı boya ile) tuval üstüne bıraktığı ağır yorgunluğun/kaygının adına sadece “otoportre” demeyi uygun görürken, “zaman” dediğimiz mefhumun esasen “dramatik hareket” olduğunu sezmekle kalmamış, resmetmişti bile! Gençliğinin parlak renkleri ağır ağır geçirgen / geçişken renklere sapıyor, kederin donuk, “düşük renk ısısı”yla “Rembrandt Işığı”na erişiyordu.

Rembrandt’ın tuval ve ahşap ile kurduğu ilişki, rejisörün sahne ile kurduğu ilişkiye benzer. Resmettiği refleksler ve anlar ile yetinmez! Çevresel ögeleri azaltarak eylemi/gerilimi kalabalığa terk etmez. Gövdelerin yüzlerin ellerin üzerine yolladığı ani ışıklar/spotlar ile Rembrandt yapıtları, günümüzün sahneye koyucuları için büyüsünü devam ettiriyor. Elbette. Çünkü hayat/zaman dramatiktir. Öyleyse, ışık da!

Zordur müze sayısı/ziyaretçisi ne kadar da az bir ülkede resim sanatıyla ilgili kitap basmak! Zordur/ biraz da çırpınıştır ışığın yükseldiği Doğu coğrafyasından, Batı dünyasında yükselen bir başka ışık için yazmak. Ressamlarımızın bile pek çoğunun ziyaret etme olanağından yoksun olduğunu bilmezden gelerek “Amsterdam’da Rijksmuseum’u ve Rembrandthouse’u ziyaret ediniz” önerisinde bulunmanın taşıdığı binbir çeşit gerilimi yüklenmek…
Zor(unlu)dur! Bakınız Rembrandt tablolarına kitap yapraklarında. Hayal ediniz! Kuşenin kaygan zemini üzerinde düzleştirilmiş fırça darbelerine girintiler çıkıntılar, kabarmalar, çöküntüler ekleyiniz, hayal ediniz. Bu da sizin ışığınızdır. Rembrandt ışığına/gölgesine ilişen…

Çünkü zihin, olağandışı/akıl dışı atılımlara yatkınlığını ispatlamıştır sayısız kereler…

Tarihsel sahneleri, mitolojik figürleri, Tevrat’tan, İncil’den alınma hikâyeleri… dinsel motifler, melekler, on emirler… gökyüzü ile ilişkiye geçen bütün bu figürler, hikayeler; yer yer 17. yüzyılın gözdesi Barok sanatının istediği abartıların en yetkin düzeyde varoluşu… Bütün bu olağandışılıkların hiçbiri de Rembrandt’ı yeryüzünden, günümüzden uzak düşürmedi. Rembrandt, ölümünden bu yana üç buçuk asır daha dönen/eskiyen dünya ile ilgilenmeye devam ediyor, nasıl? “Kudüs’ün Yıkıntıları Üstünde Ağlayan Peygamber Yeremya”nın halen orada ağladığını iddia etmek, pek mi akıl dışı karşılanır!?

“Suzanna ve Yaşlılar” tablosuna sıçrayan o ezeli ebedi arzuyla dirilen ikilemin geçici, geride kalmış, ehemmiyetini kaybetmiş bir olay(cık)tan ibaret olduğunu sanabilir miyiz sahiden!?

Rembrandt van Rijn: Amsterdamlı asilzadelerin portrecisi olarak genç yaşında ün kazandı. Ama “piyasa ressamı” olmaya yanaşmadı. Ölmeden evvel evi ve bütün koleksiyonları açık artırmaya çıkarılmış, yine de borçlarını ödemeye yetişemeyen ressam! İtalyan ressam Caravaggio’nun açık ve koyu renklerle oluşturulan kontrast geleneğine yakından baktı. Kiliseye aykırı yaşam biçiminde diretti. Zenginleşen Amsterdam’ın zenginleşmeyen fakir sokaklarından uzaklaşma refleksine/tikine yakalanmadı. Öldüğünde 63 yaşındaydı. Arkasında/önümüzde 600 resim, 1400 grafik, 300 kabartma bıraktı.
Zamanın sunumuna…
Sahiden de, sunum katından konuşur zaman. Pek çoğuna “dur!” deyiverir. Bazılarına/pek azımıza ise, “Geç!”

Yeşim Eyüboğlu
2007

Yorumlar

Bir yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı