Dosya

ŞİZOFRENİ ve Diğer Psikotik Bozukluklar

Şizofreni ve Psikotik Bozukluklar

Şizofreni algılama, davranış ve biliş (zihin) gibi ruhsal işlevin tüm bileşenlerini tutan ve genellikle ağır hasar yapan, gerek nedenlerin açıklanmasında gerekse tedavisinde henüz sorunlar bulunan önemli bir ruhsal hastalıktır.

Hipokrattan beri bu hastalığın tanımlanmasında hep güçlük çekilmiş, tarih boyunca hastalığa değişik adlar verilmiş, nedenleri çok değişik biçimlerde açıklanmaya çalışılmıştır. Örneğin modern psikiyatrinin önemli hekimlerinden Emil Kraepelin hastalığa “erken bunama” adını vermiştir. Şizofreni kavramı ise dağılmış zihin, bölünmüş kişilik gibi anlamlara gelir ki kavramı ilk kez 20 yüzyılın başında Eugen Bleuler kullanmıştır.

Toplumda ortalama %1’e yaklaşan görülme sıklığı ile nispeten yaygın olan, kadın ve erkeklerde aynı oranda görülen şizofreni, yalnızca psikiyatrinin değil tüm tıbbın önemli sorunlarındandır.

Etiyolojisi (Oluş Nedenleri): Şizofreninin oluş nedeni ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaların sonuçlarına göre biyolojik ve psikososyal nedenler olarak ikiye ayrılmıştır:

1-Biyolojik Etmenler: Hastalığın nedeninin organik olabileceği konusundaki ilk fikirler ailesel bir yatkınlık gösterdiğinin saptanması üzerine ortaya çıkmıştır. Genel nüfusta %1 olan şizofreni görülme sıklığı, anne veya babadan biri şizofreni ise %35-40`a çıkmaktadır. Bir şizofreni hastasının birinci derece akrabalarında şizofreni gelişme olasılığı % 8-10 dur. Tüm bunlar hastalıkta kalıtımsal bir geçiş olabileceğini düşündürür.
Özellikle son yıllarda araştırma tekniklerinde gelişmelerle şizofreni hastalarının beyinlerinde yapısal bir değişiklik olduğu tezi ortaya atılmıştır. Fakat bu tez kanıtlanamamıştır.” Negatif şizofreni” denilen daha kötü gidişli, tedaviye yanıt vermeyen şizofreni hastalarının beyinlerinde yapısal bir değişiklik olduğu giderek kabul edilmiştir.

Şizofrenide organik bir nedenin bulunmasına yönelik en yoğun araştırmalar ise biyokimyasal niteliktedir. Bu konudaki çalışmalar daha çok beyin hücreleri arasındaki geçişi sağlayan dopamin, noradrenalin, serotonin gibi aracı maddelerin (nörotransmitter) nicelik ve işlevlerinde bir bozulma olabileceği doğrultusundadır.

2-Psikososyal Etmenler: Şizofreniyi psikososyal olarak incelemeye yönelen birçok araştırmacı, aile içi ilişkiler ve anne baba özellikleri üzerinde durmuşlardır. Theodor Lidz gibi kuramcılar şizofrenik ailelerde bir yarılma olduğundan söz etmişlerdir. Yarılma ile anlatılmak istenen; ebeveynlerden birisinin ailede çok egemen, diğerinin ise bağımlı ve edilgen oluşudur. Bazı araştırmacılar şizofreniklerin çocukluklarında ebeveynlerinden sürekli çifte mesaj aldıklarından çelişkiye düştüklerini ve iletişimsizliği seçtiklerini belirtmişlerdir. Bazı araştırmacılar da şizofrenik ailelerdeki yalancı sevgi ve yalancı birlikteliğin üzerinde durmaktadırlar.
Günümüzde her iki etmeninde hastalığın gelişiminde bir arada rol oynadığını kabul eden çok etmenli (multifaktöriyel) yaklaşım ağırlık kazanmaktadır.

sizofreni-2-min

Şizofrenide Belirtiler, Şizofreni Tipleri ve Hastalığın Seyri

Bleuler, bir hastaya şizofreni diyebilmek için”dört A “belirtilerini göstermesi gerektiğini belirtmiştir.
“Dört A” belirtileri:
– İçe kapanma (autizm),
– Çağrışım bozukluğu (association),
– Duygusal küntlük (affect) ,
– Karşıt duygulanım’dan (ambivalance) oluşur.

Bir hastaya şizofreni diyebilmek için en az bir hafta süre boyunca aşağıdaki aktif evre belirtilerinden en az ikisi olmalıdır. Bu aktif belirtilerin yanı sıra aşağıdaki belirtilerden de en az ikisinin olması ve bunun en az altı ay sürmesi gerekir.
– Sanrılar
– Belirgin varsanılar
– Enkoherans ya da çağrışımlarda belirgin dağınıklık
– Katatonik davranış
– Donuk ya da ileri derecede uygunsuz duygulanım.

Ayrıca bu aktif evre belirtilerinin yanısıra hastanın duygulanım, mesleki, sosyal ilişkiler ve kendine bakımda belirgin bir azalma olması gerekir.

Yukarıdaki aktif evre belirtileri şizofreni tanısı koymak için yeterli değildir. Aynı zamanda aktif evreden önce (prodromal) veya sonra (reziduel) ortaya çıkan belirtilerin en az ikisinin en az altı ay sürmesi gereklidir. Prodramal veya rezidüel belirtiler şöyle sıralanabilir;
– Belirgin bir şekilde toplumdan uzaklaşma
– Üstlenmesi beklenen toplumsal rolü sürdürememe
– Kendi kendine konuşma, çöp toplama gibi ileri derecede tuhaf davranışlar gösterme
– Öz bakım yetersizliği
– Künt veya uygunsuz duygulanım
– Konu dışı, belirsiz, aşırı ayrıntılı konuşma ve konuşma içeriğinde yoksunluk
– Davranışları etkileyen ve kültürel uyumlarla ilgili olmayan tuhaf inanışlar (gaipten haber vermeye inanma vs.)
– Gerçekte var olmayan bir gücün veya kişinin varlığını hissetme gibi olağan dışı algısal yaşantılar
– Girişim gücünde azalma ya da enerji eksikliği

Eğer bu belirtiler 6 aydan daha kısa sürede iyileşirse bu hastalara şizofreni yerine “şizofreniform bozukluk” tanısı konur.

Şizofreni tipleri 4`e ayrılarak incelenir. Bunlar;
Katatonik Tip:
• Katatonik stupor (çevreye karşı az tepki gösterme ve az hareket etme) ve mutizm (konuşmama),
• Katatonik negativizm (hareket ettirmeye yönelik tüm komutlara veya girişimlere hareketsiz direnç gösterme),
• Katatonik eksitasyon ( açıkça amaçsız ve dış uyaranlardan etkilenmeyen eksite motor davranış),
• Katatonik rijidite (hareket ettirmeye yönelik çabalara karşı katı pozisyonun sürdürülmesi),
• Katatonik postür (uygunsuz veya anlamsız duruş biçimlerini almayı, ısrarla sürdürme)

Desorganize tip (hebefrenik):
• Enkoherans çağrışımlarda belirgin dağınıklık ya da ileri derecede sapma ve amaçsız davranış,
• Donuk ya da uygunsuz duygulanım,

Paranoid tip: Hastada bir veya birden çok sistemde sanrı veya tek bir tema ile ilişkili varsanılar vardır. Diğer şizofreni belirtileri görülmez.

Ayrışmamış tip: Hastada tüm belirtiler şizofreni tanısı koymak için yeterlidir. Ancak hastanın klinik tablosu yukarıdaki klinik tiplerinden hiç birisine uymamaktadır.

Şizofreni farklı seyirlerde görülebilir. Bazı hastalarda belirtiler düzelmeden hızlı bir yıkım yaparlar. Bazen hastada kendiliğinden veya tedavi ile düzelme ( remisyon ) olur. Ama çoğu kez hastalık, düzelme ve alevlenmelerle yıllarca sürer. Hastalık tekrarladıkça kronikleşme olasılığı artar. Hastaların %30-40’ı aile, iş ve toplumsal uyumlarını sürdürebilir.

Şizofrenide düzelmeyi olumlu yönde etkileyen etmenler:
• Başlangıcın ani olması ve başlangıç üzerinde çevresel etmenlerin rolünün bulunması,
• Aile ortamının sağlıklı oluşu ve kalıtımsal yükün fazla olmaması,
• Hastalık öncesi aile, iş ve toplumsal yaşamda iyi bir uyumun olması,
• Ailenin hastadan beklenti düzeyinin yüksek olmaması, aile desteğinin iyi olması ve ailenin tedavi ekibi ile uyumlu ve yakın ilişki içinde bulunmasıdır.

Sanrılı Bozukluklar ve Tedavi

Önceleri “paranoid reaksiyon” , “paranoya” , “parafreni” diye adlandırılan sanrısal bozukluklar psikotik hastalıklar grubu içerisine girmektedir.

Bir hastada sanrısal bozukluk olması için en az bir ay süren bir sanrı veya sanrıları olmalı, varsanıları olsa bile çok belirgin olmamalı, şizofrenide olabilecek türden açıkça tuhaf davranışlar göstermemelidir. Sanrısal bozukluklar çeşitli tiplere ayrılır. Bunlar;
– Eretomanik tip: Sanrıların önde gelen teması hastanın kendisinden daha yüksek konumda olan bir kişinin kendisine aşık olduğuna inanmasıdır.
– Grandiyöz tip: Çok değerli çok güçlü olma, üstün bir kimliği olma, kutsal bir güç ya da ünlü bir kişi ile ilişkisi olma vs
– Kıskançlık tipi sanrılar: Hasta eşinin sadakatsizliğine sanrı düzeyinde inanmakta, hiçbir mantıklı tartışma ile ve aksi kanıt gösterilmesine rağmen aldatıldığına ilişkin fikri değiştirilememektedir.
– Persekütuar tip: Kendilerine kötülük yapılacağı iddiası ile sık sık yasal kurumlara başvuran tipteki hastalardır.
Sanrısal bozuklukları şizofreniden ayıran en önemli etmen, bu hastalarda aktif şizofreni belirtilerinin hiçbir zaman gerekli ölçütleri sağlayamamasıdır. Hastada bir sanrının bulunması aktif şizofreni belirtisidir. Fakat sanrısal bozukluğu olan hastalarda başka bir aktif belirti olmaz. Varsanılar olsa bile şizofrenik hastalıkta olduğu gibi belirgin değildir. Sanrısal bozukluklar genel olarak şizofreniye göre daha ileri yaşlarda görülürler ve hastanın ruhsal işlevlerinde şizofrenide olduğu kadar yıkım yapmazlar. Genel olarak sanrısal bozukluğu olan hastalarda duygusal tepkiler uyumludur ve dışarıdan normale yakın görünürler.

Tedavide, öncelikle ayaktan mı yoksa yatırılarak mı yapılması kararı verilmelidir. Eğer kişinin sanrıları yüzünden kendine ya da çevresine zarar verme olasılığı mevcutsa yatırılarak tedavi edilmesi gerekir. Sanrının kendi tanımı gereği her türlü aksini gösteren delil olmasına karşın kişi sanrılarına inanmaktan vazgeçmez. Bu yüzden sanrısal bozuklukta içgörü yönelimli terapi tedavide kullanılmaz. Diğer psikotik bozukluklarda olduğu gibi antipsikotik ilaçlar (genellikle pimozid, klozapin, risperidon, olanzapin gibi ) tedavide kullanılmaktadır. Antipsikotiklere yanıt vermeyen olgularda antidepresanlar, EKT (elektrokonvulzif terapi), lityum, antiepileptik ilaçlar da denenmektedir.

sizofreni-4-min

Şizofrenik Bozukluklarda Tedavi

Tedavide hastayı çok yönlü bir yaklaşımla ele almak gerekir. Medikal tedavi, psikoterapi (bireysel, grup ve aile terapileri), bazı vakalarda da (katotonik ve eksite hastalarda) EKT birlikte uygulanmalıdır.

Şizofreni hastalarının çoğu ayakta tedavi edilir. Bununla beraber şiddetli semptomları olanlar veya kendilerine ya da diğerlerine zarar verme tehlikesi olanların durumlarının dengelenmesi için hastaneye yatırılmaları gerekebilir.

Elektrokonvulsif Terapi (EKT): Bu kişinin kafasına yüzeysel elektrotların yerleştirilerek bir dizi elektrik şokunun beyne gönderildiği bir prosedürdür. Şoklar beyinde nörotransmitterlerin salınmasına sebep verir. Bu tedavi şekli günümüzde şizofrenide nadir olarak kullanılır. İlaçlar yetersiz geldiğinde veya katatoni veya depresyon hastalığın tedavisini zorlaştırdığında, EKT faydalı olabilir.

Beyin cerrahisi: Beyindeki belirli sinir bağlantılarının kesilerek ayrıldığı lobotomi önceleri şiddetli, kronik şizofreni hastalarında kullanılıyordu. Günümüzde ise çok nadir durumlarda kullanılır, çünkü bu ameliyat ciddi kişilik değişikliklerine yol açabilir ve esasen daha iyi sonuçlar genellikle daha az şiddetli ve tehlikeli işlemlerden elde edilebilir.

Bir Yorum Yap

Yorumlar

Bir yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı