Bir Oyuncunun Coşkusu: Ece Ertan

Seyirciler hep birlikte o değilmiş gibi yapıyoruz…
O değilden geliyoruz…

Fırtına kuşu kadının içinde çırpınıyor
İçini parçalıyor kadının
O bünyeden kaçıp gitmek istiyor, çıkamıyor
Çırpına çırpına ölüyor
Yeniden doğuyor
Ölüyor
Yeniden doğuyor

Sonsuza dek esecekmiş bu fırtına kadının içinde
kendi varlığının gücünden, ağırlığından kurtulamayan
oyuncunun da…

Aynada gördüğü düşleri bıraktı gidiyor,
ruhu çıplak sahnede.

Ece’nin içinde küçük kız çocuğu Sylvia Plath
Oluyor, titrek kırılgan sesli konuşuyor ağlıyor

Küçük kâğıtlar yanıyor Ece’nin
içinde yas,
gözlerinde yaş, yüzünde hüzün.

Belirişler var: haz, acı keder…

Bir kör gecede gözyaşı kapısından geçiyor Sylvia,
Lale aynanın içine giriyor,
kendini görmüyor–aynada Lale’yi,
Ece görüyor

Kusur bulucular geldiler, dansçılar Ece’nin içinde,
(boynuna yapışmış kediler, vahşi vuruşu kalbinin)
teselli bağışlayacak kimse yok…

Seyircinin zihninin aynasına dönüşüyor Ece.
Seyircinin zihninin içeriklerine bin bir farklı görünüşle çevriliyor
kadın şairler Lale, Sylvia ve Nilgün

(Saçına çaput bağlamış kadınlar,
yüz çeşit ah sesi çıkıyor içlerinden.)

Fırtına kuşları iki uçlu yaşamlara…

Yazan: Esma Zafer Ertan
Yöneten ve oynayan: Ece Ertan

Sahnenin arka ortasında görüntüleri izleyeceğimiz bir projeksiyon aleti
Bir çalışma masası
Ay ışığı dolunay görüntüsü
hüzünleniyoruz…

Esma Zafer Ertan oyunla ilgili bir tanıtım okuması yapıyor
Sylvia Plath, Lale Müldür, Nilgün Marmara hakkında…
“şair ve bipolar olmanın kader kavşağında 3 kadın görünenin ötesine ışık tuttular”
“taşan coşkuları anlaşılamadı”

Işık sönüyor
ve
Gülseren Mungan, sahnede

Kostümünde altın renkli zincirler
Yüzünde kına dövmesi
Kızılderili kadınları anımsatan bir kıyafetle Anka Kuşu masalını anlatıyor.

Ece, sahnede masasında,
3 kadın şair yerine yazıyor.

(masanın üzerinde viski bardağı
kitaplar defterler ve çok kalem)

Perdede gece ve ay görüntüsü…

“ey iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben” Nilgün Marmara

düşünceler ardı ardına akıyor kontrol edemiyorum hiç birini bu enerji çok fazla
bu düşünceler çok fazla kaldıramıyorum…
Sylvia, sen benim kız kardeşimsin…
Nilgün Marmara, şiiriyle sylvia’ya sesleniyor:

“onun bedeni bir tımarhane
içinde çok işçi, deli ve çalışkan
onun bedeni bir kule
içinde çok basamak, karanlık ve nemli
güldürerek çıkarır merdivenlerden
ağlatarak indirir aşağı!”

Ece’nin bedeninden, titreyen sesiyle çıkan şiir izleyicide
sarsıntı yaratıyor…

(verili hayata ve bu basamak düzenine katlanamayan şiir,
bunalıyor ve bunaltıyor okuyanı içine alıyor hapsediyor)

Oyuncu nerede ikamet ediyor? Boşlukta?
Beden nasıl dönüşüyor, başka bedenlere başka ben’ lere girip çıkıyor?

Sylvia olmuş Ece sahnede Ted’ in kazağını yavru bir kedi tutuyormuş gibi tutuyor
(ben dağılıyorum burada)
sonra o kazağı yere çalan (Sylvia mı? Ece mi? Nilgün mü? Lale mi?) yoksa ben miyim?

Aynanın içinde, aynadan gizlenen bir oyuncu Ece Ertan…

Rengin Özesmi

Yorumlar

Bir cevap yazın

Loading…

0

0 comments

Oylamak ister misin?

0 puan
Upvote Downvote