Bir Romana Sığınmak

Gediz Akdeniz’in Elde Var Sıfır romanını okumaya başlar başlamaz, daha ilk sayfadan seyahate çıkmış hissine kapılıyorum.

İçimde “yoldayım hiç bir yerdeyim, yoldayım…” diyen bir ses var. (Bunu bir fotoğraf sergisinde okumuştum, sanırım.)

Metro, istasyonlar ve Moyka Nehri, Nevski Prospect Bulvarı özellikle çok merakımı çekiyor. “Beyaz Geceler”in birinci gece bölümü hakkında, okumaya başlayan Fikret’in duygularına tercüman olmuş gibi düşündüğümü, Beyaz Geceleri okumadığımı fark ediyorum. Andrey Platonov’un Mutlu Moskova romanını sürekli düşünüyorum. Romanın adını sürekli aklımda tutarak, ne hatırladığımı da bilmeden Elde Var Sıfır’ı okumaya devam ediyorum.

Matematik ve fizik bilgim çok kıt olduğundan, bazı bölümleri anlıyormuş gibi yaparak okuyorum. 128. ve 129. sayfalarda sarsılıyorum.

Fikret; kendini ince ince soymaya çalışan incelikli, insanı yormayan acıtmayan, okuyanı hayal dünyasında yaşatan bir karakter.

Romana sığınıyorum, değişik bir dünyanın içinde geziniyorum, şimdiden kopuyorum…

Nastenka Fikret’ e daha çok roman yazdıracak diye düşünürken, romanın sonu benim için tam bir şok oluyor…
Bu sona bir postmodern roman sonu demeliyim belki de…

Elde Var Sıfır’ a bir tek Beyaz Geceler bu kadar yakışabilirdi.

Fikret’in kişisel kıyameti çok zarif anlatılıyor. Kitabın enerjisi, kendiliğindenliği, atmosferi büyülüydü sanki…
Düzensizlik, metin, hayat, edebiyat, roman hepsi karmakarışık bir biçimde bu büyüyü üretiyorlardı.
Kaos bir romana dönüşmüştü, anlayıp anlamamak önemsizleşiyordu…

Travmalara yenilmemek, hayata hiç aldırmamak, Romanlara karışmak gerekiyor belki de…

Kaostan en çok ve en güzel yararlanan romanlar oluyor galiba. Dostoyevskiyen bir roman olmuş demeliyim sonunu düşünerek.

Fikret kendinin ötekisiyle çatışmayan, ötekisiyle uzlaşmış bir karakter olmuş, arafta değil sanki…

Yorumlar

Bir cevap yazın

Loading…

0

0 comments

Oylamak ister misin?

0 puan
Upvote Downvote