Bağlantıda kalın

Doğu Mitolojisinin Edebiyata Etkisi – Hellmut Ritter

1- YAZAR VE ÇALIŞMALARI HAKKINDA:

Yazar Prof.Dr. Hellmut RİTTER 1892 Almanya doğumludur. Lise eğitiminden sonra ünlü oryantalistler Carl Brockelman, Paul Kahle ve Thedor NÖLDEKE’den ders almış Nöldeke’den özellikle ilahiyat, kıyaslamalı edebiyat yayımı, Latince, Yunanca ve Farsça dersleri almıştır. Hamburg-Ortadoğu Tarih ve uygarlık araştırmaları merkezinde görev almış, Alman Ortadoğu Araştırmaları kurulu başkanlığı yapmıştır. Almanya adına Avrupa oryantalizmi için bir tür aracılık ve kaynak kazandırma amacıyla yaptığı çalışmalar neticesi İstanbul kütüphanelerini taramış çok değerli el yazmaları üzerinde çalışmış ve kaynakların fotokopilerinden oluşan ciddi bir müze dokümanterleri hazırlamıştır.

Almanya’da yazdığı raporların birinde ”…gelecekte Avrupalı her bilim adamı, ihtiyaç duyduğunda, buradaki kütüphanelerdeki el yazmalarının negatiflerini benden temin edebilecektir.” ” Biz Almanya’da İngiltere’deki British Museum’da olduğu gibi bilimsel kaynaklara sahip değiliz” Hellmut Ritter’in uzun süreli ve amaçlı çalışmaları neticesi, İstanbul kütüphanelerinin zengin kaynakları Almanya’nın malı haline gelmiştir. Ritter 1936-49 arasını Türkiye’de geçirmiş daha sonra yine 1959-69 yıllarında İ.Ü.E.F. öğretim üyeliği yapmış ve bu fakülte kapsamında Arapça-Farsça kürsüsünü kurmuştur.

Prof.Ritter Türkiye’de Çağdaş doğu dilleri ve bilimi çalışmalarını başlatan ilk kişidir. Bu çalışmaları -incelemeleri neticesi birikimlerini derslerinde anlatmıştır. Bahsedeceğimiz kitap; onun derslerde anlattıklarının öğrencisi Prof.Dr.Tahsin YAZICI tarafından not olarak tutulması ve yıllar sonra bu hocanın kendisi tarafından tutulmuş notlarını yine kendi öğrencisi Mehmet KANAR ‘a vermesi neticesi bu kişinin kitap olarak hazırlaması neticesi oluşturulmuştur.

2- ÇALIŞMA KONUSU İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ:

“Edebiyat bir milletin yazıya geçirilen kültürüdür.” der. Edebiyatın bütün kültürel alanlarla bağlı olması zorunluluğuna değinir. Çünkü kültür ve edebiyat karşılıklı etkileşimi içinde ancak bu şekilde gelişim sağlayabilir..

“Bir milletin edebiyatı ne demektir?” sorusunu sorar. Çeşitli örnekler verir ve örnekler üzerinden bunun çok karmaşık cevaplarının olabileceğini belirtir. Sadeleştir, sonuçta basit bir formül önerir. “Her yazar hangi dilde yazıyorsa ve hangi kültür içinde yetiştiyse orada bahsedilmelidir.” der. “Yazarın ırkı belliyse, başka dilde yazmışsa o halde her iki edebiyat içinde de anılmalıdır” diye de eklemede bulunur.

Edebiyat tarihi için başlı başına bir bilim koludur der. Karmaşık Uluslararası ilişkiler milletlerin edebiyatlarını biraz önceki yöntemle açıklamada yetersiz kalacaktır. Özellikle masal ve hikâye edebiyatından bahsederken bunları yalnız bir millete özgülemek mümkün olamayacaktır. Ritter burada ise şu formülü önerir. Etkileyen ve etkilenen milletler. Bu durum yeni bir bilim dalını daha kendi içinde taşır. Çünkü etkileyen ve etkilenen edebiyatın tasnifi karşılaştırmalı bir edebiyat çalışması gerektirecektir. Bu alan çok dil bilmeyi, karışık bir çalışmayı ve kendine özgü yöntemlerle çalışmayı gerektirir. Kurucusu Benfey’dir. Ancak henüz Yolun başında olunduğunu belirtir.

Prof.Ritter edebiyat kavramının tanımını, tarihini, yöntemini ve karşılaştırmalı edebiyat alanından bahsettikten sonra edebiyat tarihinin kaynakları üzerinde yoğunlaşır. Katalogların (belli bir sıraya göre hazırlanan liste) önemli olduğunu vurgular. Özellikle dinlerin ve mitolojik destan ve anlatımların edebiyatı çok etkilediğini hatta oldukça iç içe olduğunu belirtir. Ritter özellikle İran dili, tarihi, dinleri ve edebiyat incelemeleri ile ilgilenmiştir. Ancak bu çalışmalar sırasında Hint’ten İran’a, oradan Türkiye’ye, Hint’ten Yunan’a, Arabistan ve giderek batıya hem kronolojik, hem biribirlerinden etkileniş sıraları biçimlerini de izah ederek anlatmıştır derslerinde. Ritter özellikle yaptığı çalışmalar ve verdiği örneklerde Mitoloji,din,edebi eserlerin birbirlerini ne kadar etkilediklerini, iç içe olduklarını ve hem kaynaklık hem geliştiricilik yaptıklarını sergilemiştir. Doğu edebiyatının özellikle (Hint -İran) edebiyatının üretiminde hazinelik yaptıklarını ayrıntılı ve doyurucu bir şekilde göstermiştir.

(Yaratıcı yazarlık-kurmaca ve sanatsal edebi yaratımlar için bize net kaynak göstermekte ışık tutmaktadır. Derslerde şu ana kadar okuduğumuz pek çok eser esasen bu kaynakları kullanarak üretilip zenginleştirilmiş eserlerdir. Biz edebiyat heveslileri için güzel değil mi?)

3- KİTAP ANLATIMINDAN ÇOK KISA BİLGİLER
Prof.Ritter edebiyatta mitoloji etkisini Hint-İran (köken olarak aynı milletten geldiklerini kabul eder) edebiyatını İslam öncesinden incelemeye başlar. Bu milletin dili Pehlevice, dini ise zerdüştlüktür. Kitabı AVESTA bu alanda yazılı tek eserdir. Avesta yazılı metin anlamındadır. Bu edebiyatın en temel özelliği epik= destansı olmasıdır. Avesta’nın yazılışı, toplanışı, içeriği hakkında bilgiler veriyor. Avesta Ahemendiler zamanında yazılmıştır. Bu dinin kurucusu bizzat Zerdüşttür. Zerdüştçülüğün kutsal kitabı 21 kitaptan oluşmasına rağmen sadece 1 kitap(19.Nekst) kalmıştır. Zerdüşt tarafından bizzat yazılan dörtlüklere GATA denmektedir. Bu dinin inanç ve ibadet ritüellerini anlatır. Bunlar inanlar için yasa niteliğindedir. Bu tip kitaplara KANON ismi verilmektedir. Bunun anlamı ise ölçü aleti niteliği taşımalarıdır.

Avesta’da bulunan ve edebiyata ismi geçen kişilerden bahseder. Ancak bundan önce AHURUMAZDA (bilginin efendisi) ve EHRİMEN (kötülük tanrısı-ilkesi) açıklanır ve Ahurumazdanın yarattığı, insan-ı evvel olan GEYUMERD isimli bir mitolojik dinsel kahraman vardır ve bundan, özelliklerinden bahseder epeyce. İyilik kötülük savaşında ölen Geyumerd toprağa düşer ve onun düştüğü bedeninin çürüdüğü yerden RAVEND adlı bir bitki çıkar. Ve bu otun tohumundan ilk insan çifti çıkar. Erkeğin adı MAŞA, kadının adı MAŞİYANA’dır.

Bu mitolojik yaradılış öyküsü İskandinavya’da İLİYON, Hintlilerde PERUŞA ismiyle geçiyor. Keza Japonya’da da benzer efsaneler vardır. Bu kahramanların mahşer gününde (Yedi Filiz) ilkesiyle tekrar canlanacaklarına inanılır.

Keza aynı öykü daha sonra İslam edebiyatında felsefi bir formla yer almıştır. Mikrokozmoz (Âlem-i sağır) insandır. Makro-kozmos (Âlem-i Kebir) mezardır. Yani kâinat. Evren. Her insan vücudunda kâinatta bulunan şekiller yer alır. Değişik organları kâinattaki değişik varlıklara tekabül eder. İşte kâinat ve insan arasında paralellik uyum böyle oluşur. İslam edebiyatında önemli bir eser olan İhvan-ü Sefa risalelerinde bu konuya önemli ölçüde değinilmiştir. Bu mitolojik şahsiyetin ve hikâyenin İslamiyet’e geçişi Yunan felsefesi üzerinden olmuştur. Hala tasavvufta önemli yer teşkil eder.

Geyumerd adlı mitolojik kahramanın çeşitli milletler arasındaki geziniminin yanında yine Zerdüştlük, Maniheizm, Zervanizm dinleri içindeki dolaşımında aldığı haller, izlediği yollar üzerinde de durmuştur yazar. Bu aynı millet içinde dahi edebiyattaki ekilenimler yönüyle iyi örnek teşkil etmesi bakımından önemlidir.

Prof. Ritter; Geyumerdin Sasaniler ve İslamiyet’teki geçişini ve gelişimini incelerken HUDAYNAME’ye geçiyor. Bu ise Sasaniler İmparatorluğu’nun resmi Tarih kitabının adıdır. Bu kitap kapsamında Geyumerd’den Hüsrev-i Perviz’e kadar (590-628) bütün İran tarihi vardır. Arapçaya pek çok kimse tarafından tercüme edilmiştir.

Kitapta ayrıntılarını bulacağınız bu konudan sonra Ritter Yeni Farsçada Firdevsi öncesi ŞEHNAMELER konusuna girmiştir. Bunun sözcük anlamı; Hükümdarların niteliklerini, üstün başarılarını anlatan mesnevi biçiminde yazılmış eserlerdir. Aynı zamanda manzum olarak yazılmış tarih olarak da tanımlanabilir. Kitapta bu şehnamelerden kapsamlı bahsedilmiş ulaşanlar ve ulaşamayanlar belirtilmiştir. Şehnamelerdeki kahramanlardan bahsediliyor. Geyumerd,Cem (yima/Cemşid), Dehak, Feridun, Hoşenk gibi. Yine Ritter bu kahramanları Avesta,Hudayname ve şehnamelerdeki halleriyle karşılaştırmalı olarak anlatıyor.

Prof. Ritter bunların ardından İslamiyet öncesi İran edebiyatına girmiştir. Bunları öncelikle iki temel başlıkta belirtmiştir.

1- Dini edebiyat: Avesta ve Zend parçaları,
2- Destansal edebiyat: Sasaniler zamanına tekabül eder.

En meşhuru Hudaynamedir. Hudayname’nin en yeni şekli olarak bu dönem için FİRDEVSİ’nin ŞEHNAMELERİ’ ni ele alıyor. Bu şekilde tekrar İran ve Doğu mitolojisinin derinliklerine dalıyor, bir kez daha kahramanları ve mitolojik hikâyelerin işlenişini gözden geçirip kıyaslıyor. Firdevsi’nin Şehnamesini dindışı edebiyata dâhil ediyor Destansal edebiyat adı altında tanımlıyor.

(Şehname: 60.000. beyitten oluşan Firdevsi tarafından yazılmış ilk insandan 3.Yezdigird dönemine kadar İran Tarihini anlatır. Firdevsi İran edebiyatının Fars şairidir. Günümüz İran’ında milli şair olarak en büyük şair ünvanıyla onurlandırılmıştır. Ancak Şair bu eserini 1010 yılında Gazneli Mahmud’a sunar. Bu sultan az para verir kendisine. Bunun üzerine sultanı hicveder. Saraydan atılır. Yersiz yurtsuz orda burada gezinir ve bir süre sonra hastalanıp ölür. Kendisi Şii’dir. Mutezile mezhebine yakın durmuştur. İşlediği en temel kavramlar özgürlük, dürüstlük, cesurluktur. Özgürlük onun için hayatın temel amacı, varlığın sebebi, namusun kalkanıdır.)

Ritter Firdevsi ve Şehnamesini ele alırken bu eserde boy gösteren Pişdadiyenler, Huşeng, Tahmurata, Cem ( Cam-i cem hikâyesi ) Dehak, Kave, Egrsiyap, Nodar, Zev, Garşsb gibi kahramanları değişik işleniş halleriyle diğer eserlerdeki hallerini de belirterek gösteriyor. Ve bu kadar değişik işlenen kahramanların ilk arketiplerini yani saf haliyle ilk işlenişlerini adeta kazıya kazıya ortaya çıkarmaya çalışıyor. Bu araştırmayı yaparken mitolojinin, dinin, tarihin, kültürlerin insan davranışları, yaratıcılığı ve edebiyatın üretimi ve hatta aynı hazineden beslenerek yeniden yeniden üretimini özellikle vurgulayarak çok önemli farkındalıklar yaratıyor. Mit kahramanların ve bazı dini motiflerin ve tiplemelerin hatta sözcüklerin kökensel gelişimlerini değişimlerini açıklıyor.

En önemli yanı ise bu çalışmaların aslında ilk başta mitolojik, dini kahramanların insan toplumların da oluşturduğu ortak arketiplerini yine kendi gelişimleri, sosyo-ekonomik-kültürel ahlaksal sınırları içinde yeniden biçimleyerek edebi sanatsal üretimlerde kullandıklarını net bir şekilde ortaya koyu yor olmasıdır. Bu çalışma edebiyatımız içinde ilk olmasına rağmen oldukça nitelikli ve doyurucu tespitleriyle çok önem teşkil ediyor. Tabii ki bizler içinde. Çünkü yol gösteriyor, kaynak işaretliyor.

Prof. Ritter notlarının altmış sayfasında Sistan Pehlivanlarından bahsediyor. Rüstem ve başkaları… Bunlar asilzade süvarilerdir. Pehlivanlardır. Padişahların yanındadırlar. Özellikle İslam sonrası İran kültüründe Rüstem tartışmasız olarak İslam öncesi İran ve Mitolojik İran tarihi rivayetleriyle efsanelerindeki en ünlü ve etkili kahraman olarak yerini almıştır. Fars İran edebiyatında önemli bir o kadar özgün konum elde etmiştir. Ritter Bu Sülalenin soyağacını çıkarır. Tarihsel ve edebi olgulardan bahseder bir miktar.

Bu konudan sonra SASANİLER zamanına geçer. (4.İran hanedanlığı ve 2.Pers imparatorlarının adıdır.) Bu dönemde edebiyat destandır. En önemli edebiyatçısı olan Esed-i Tutsi den bahse der.Sasaniler evletinin kurucusu ARDAŞİR’dir. Onun döneminde yazılan destanlardan bahseder. En önemlileri Santraçname, Peykarname, Vamık-u Azra, Veys-ü Ramin, Garsaaşbname gibi eserlerdir. Bu eserlerdeki bilgilerden bahseder. Bu bilgilerin önemli miktarı Firdevsi’nin Şehnamesinde vardır. Ancak orda yer almayan Behram-ı Gur la Azade hikâyesi, Şebdiz hikâyesi, Ferhad ile Şirin, Buzurcmihr eserleri hakkında ayrıca açıklamalar yapar bilgi verir. Özellikle Ferhat ile Şirin bizce de bilinir. Bu eser İslam edebiyatçı Nizami’nin Hüsrev-u Şirin eserinde bilinen klasik halini alır. Bu sayılan eserlerdeki konu ve kahramanlar değişik isim ve biçimlerle modern edebi eserlere değin işlenmiş tekrarlanmışlardır. Hatta Ritter bu destanları batı edebiyatı ile karşılaştırıyor. Örneğin; Buzurcmihr’deki “kutuda olanı bulma” motifini Shakespeare’in Venedik Tacirinde işlenmiş olduğunu belirtir.

Doğunun önemli ve ölümsüz eserlerinden Kelile ve Dimne’ye geçer Ritter… Miladi 6.yy Sasanilerinden Hüsrev-i Enüşirvan zamanında İran2ın fikri hayatında yabancı etkilerin görüldüğü belirtilir. Pehlevice yazılmıştır. Doğudaki adı kelile ve dimne batıdaki adı ise İskender’dir.

Hintçe adı Pança Tandra= Beş hile dir. Bu kitap birtakım hikmetler ve nasihatlerden bahseder. Çoğunluk hayvanlar üzerinden ve mesellerle açıklanır. Büyük hikâye çerçevesinde küçük hikâyeler.

Ahlaktan ziyade zekâ ve kurnazlık akıl övülür ve aslında yöneticilerin yetiştirilmesinde kullanılmışlardır. Kitap beş bölümlüdür. Bunların bölüm ayrıntıları kitapta teferruatıyla açıklanmıştır burda yazının uzamaması bakımından tekrarlamıyorum. Bu kitabın dünyada tanınmasını sağlayan İslam edebiyatçı İbn-i Mukkafa’dır. Bu kişinin İslam edebiyatına büyük katkıları olmuştur.

Bu kişinin hayatı ve eserlerinden sonra İskendernameden bahsediyor. Yunandan doğu edebiyatına kadar bu eserle ilgili karşılaştırmalar yapılıyor. Doğru olmayan yanlar vurgulanıyor. İskender maceralarını Yanlış olanlardan ayırmaya çalışıyor. Ardından doğu masallarının ölümsüz eserlerine giriyor. Bin bir gece masallarının kökeni hakkında tutarlılık içeren bilgileri toparlıyor. Bundan sonraki kısımda başka bir türe giriyor.

İran edebiyatının dini edebiyat dışında kalan ve destan niteliği taşımayan bir ikinci türü ANDARZ (Enderz) yani Nasihatnamelerdir. İran edebiyatında bunları sayısının 40 olduğu söylenmekle beraber ancak 15 adedine ulaşılabilmiştir. Bunların İslam edebiyatına etkisi büyük olmuştur. Nizamülmülk tarafından yazılan Siyasetnama Keykusav bin İskender tarafından yazılan Kabusname gibi. Bu eserler daha ziyade ahlaki yapılanmayı temin eden ve tasavvufi nitelik taşıyan eserlerdir.

Bu açıklamalardan sonra Prof. Ritter İran’ın Arap İslamiyet ordularınca fethi ardından başlayan cahiliye dönemi ve temel edebiyat türü ŞİİR olan İslam Arap edebiyatının İran edebiyatına etkisini irdelemeye çalışmıştır. İslam ordularının İran’ı ele geçirmesi ile kurulan SAMANİLER hanedanlığındaki edebiyattan, şiirlerden karşılaştırmalı olarak bahsetmiştir. Samani şairlerden bahsetmiş eserlerinden örnekler vermiştir. Bu şairler idealisttirler ve şiirlerinde konu olarak ideallerini anlatırlar.

Kitap tekrar şehnameye kısa dönüş yaparak ve ismi geçen bazı bilim adamları ve çalışmaları ile ilgili bilgiler içeren oldukça uzun bir bölümle sona eriyor.

Yorumlar