Bağlantıda kalın

Gadjo Dilo

Güçlü sinema dilini, en saf sanat olan müzikle ustaca sarıp sarmalayan Cezayirli yönetmen Tony Gatlif‘in 1997 yılı yapımı filmi Gadjo Dilo…

“Film üzerine düşünmeye başladığımda müziği de düşünürüm, müzik filmin omurgasıdır. Senaryoyu yazarken ve çekim mekanlarını saptarken eş zamanlı olarak müziği de tasarlarım”

Gatlif, yönetmenliğinden bağımsız olarak müzik adamı kimliği de taşıyor. Müzik üretebilmek bir yetenektir, bu yeteneği icra edebilmek bambaşka bir yetenektir. Çingeneler de bu iki yeteneğin doğuştan sahibidir ve Gatlif bu sahipliğin en belirgin sembollerinden biridir. Kendi egemenliğini ilan etmiş çingeneleri bu kadar iyi tasvirliyor olmasının sebebi tam olarak budur; kendisi de bir çingenedir ve çingenelerin ölçüsüz deliliklerine, yoksunluk olmayan yoksulluklarına birer övgüdür çektiği her film.

Vengo(2000), Canta Gitano(1982), Kokoro(2009), Transylvania(2006) filmleriyle de tanınan yönetmen bu filmleriyle çingeneler üzerindeki kara bulutları koca bir nefesle üfleyerek dağıtıyor. Cehaletin getirdiği çürümeyi, adaletsizliği, şiddeti karakterler üzerinden normalize ederek sunuyor ve yadırganacak bir değer bırakmıyor izleyicisine. Çingeneleri; önyargılar, suçla özdeşleşmiş gruplar üzerinden tanıyan ve tanımlayan “gadjo”lara yine kültürel öğelerle cevap veriyor.

“Gadjo Dilo” Çılgın yabancı Stephane’ın, Nora Luca adındaki bir çingene şarkıcıya ait olan baba yadigarı bir ses kaydının peşinde Romanya’nın bir köyüne varmasıyla başlıyor. Dilini bile bilmediği bu köyde insanlarla sadece gülümseyerek bir bağ kuruyor. Neşenin, gerçekliği kucaklamasına tanık oluyoruz. Bir kültürün özünü geride bırakarak, kabuğunu beraberinde medeniyete götüren babasını taklit etmektense o kültürün içinde kalarak medeniyetten ağzının payını almış bizlere iyi bir model oluyor bu Gadjo.

Stephane’ın Nora Luca’ yı bulma yolundaki ümidini kaybettiği anda karşısına çıkan yaşlı çingene İsidor, Stephane ‘ı oğlu gibi benimsiyor ve onu bırakmak istemiyor. Zamanla ve biraz da mecburiyetten aralarında bir dil oluşuyor. İsidor rolündeki oyuncu İsidor Serban ‘ın filmdeki profesyonelliği aslında oyuncu olmadığını o köyde yaşayan herhangi biri olduğunu düşündürtecek kadar doğal. Ayrıca, Tutti Frutti adındaki şarkıyı seslendiren müzisyen Adrian Simionescu’un filme yaptığı katkı kesinlikle övgüye değer ve bu şarkı eşliğinde İsidor’un arkadaşının mezarı başındaki ‘yas’ı kaçırılmaması gereken sahnelerden.

Stephane’ın Nora Luca’ya ulaşma çabasında, İsidor ile birlikte güzel çingene Sabina (Rona Hartner)’nın da kendisine eşlik ettiğini görüyoruz. Sabina, Stephane’ın diğer çingenelerle iletişimi konusunda tek yardımcısıdır ve bu rehberlik kısa bir süre sonra aşka dönüşür. Sabina, tutkulu herşeye boşvermiş aynı zamanda da “biriktirmiş” ruhu dolu bir kadındır.

Buradan coğrafyalarda uzak insanların hayatlarına, kültürlerine kuşbakışı değil, içinden bakmamız gerektiğini salık veriyor yönetmen diğer filmlerinde de olduğu gibi. Müziği,senaryosu ve oyunculuklarıyla,anı biriktirmeden yaşayan bununla birlikte dışlanmışlıgın,aşağılanmışlıgın,ayrımcılığa uğramışligin, diz boyu yoksulluğun sadece neşeyle üstesinden gelen insanların, ‘arayış’ın, ‘alışma’nın, ‘değişme’nin öyküsü Gadjo Dilo. Bir de ‘gidememe’nin…

Yorumlar