Bağlantıda kalın

Genel

Giuseppe Verdi

10 Ekim 1813 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak Kuzey İtalya’daki La Roncole Köyü’nde, şu an müze olan evde doğar. Tüm dünyada eserleri en çok sahnelenen opera bestecilerinden biri olan Giuseppe Verdi, 19. yüzyıl İtalyan Operası Ekolünden gelen en ünlü İtalyan bestecidir.

Kilise orgcusundan ilk müzik derslerini alan Verdi’nin ailesi geçmişlerinde hiç müzisyen olmamasına rağmen, oğullarının müzik eğitimi için büyük çaba harcarlar. Ona eski bir piyano alıp, Busetto kasabasına göndererek oradaki sanatsal ortamdan yararlanmasını sağlarlar. Busetto’da aile dostu bir tüccar olan Antonio Barezzi’nin evinde kalarak Latince ve müzik dersleri alan Verdi, İtalya’da Busetto’lu Kuğu olarak da bilinir.

Milano Konservatuvarı’na girmek isteyen Verdi, piyano tekniği zayıf olduğu için konservatuvar sınavlarını kazanamaz; ancak La Scala Tiyatrosu’nun şefi Vincente Lavigna’dan iki yıl özel ders alır. Masraflarını Barezzi’nin karşıladığı bu özel dersler sayesinde opera müziği hakkında bilgisini arttırır.

Verdi, Busetto’ya döndüğünde şehir orkestrasının şefliğini yürütmeye başlar; Barezzi’nin kızı ile evlenir. 1838’de ilk bestesi yayınlar, orkestra şefliği görevinden ayrılarak Milano’ya yerleşir. Avrupa’nın önde gelen müzik editörlerinden Giovanni Ricordi, eserlerinin telif haklarını satın alır ve bu iş ilişkisi ölümüne dek sürer.

1838’de yazdığı Oberto adlı ilk operası Milano’da dönemin ünlü sanatçıları tarafından başarıyla temsil edilir. Aynı yıl iki çocuğunu ve karısını 2 ay gibi kısa bir sürede hastalıklar nedeniyle ard arda yitiren Verdi; yaptığı bir sözleşme gereği bir komik opera bestelemek zorunda olduğundan ilk komik operası Bir Günlük Kral’ı bu koşullarda yazar.

Bir Günlük Kral, La Scala’da başarısız olunca yaşadığı ruhsal bunalım üzerine Busetto’dan ayrılarak Milano’ya yerleşir ve artık beste yapmamaya karar verir. İtalyan besteci ve liberetto yazarı Temistocle Solera’nın yazdığı liberetto’yu okuyunca fikrini değiştirir. Böylece  Yahudiler’in Babil’den sürgün edilmelerini konu alan Nabucco adlı eseri bestelemeyi 1841’de tamamlar. Nabucco, Verdi’ye ilk büyük başarısını getirir.

Nabucco operasının La Scala’da sahnelendiği 1842 yılında Abigaille rolündeki soprano Giuseppina Strepponi ile tanışan Verdi, 55 yıl sürecek olan yeni bir işbirliğine başlar. Ancak 1859’da evlenebildiği Giuseppina ile geçirdiği yılları onun en verimli dönemi olur.

Nabucco’dan sonra peşpeşe Lombardi (Lombardlar), Ernani, I due Foscari operalarını yazan Verdi büyük bir üne kavuşur. Nabucco ve Lombardi’nin koro bölümleri sokaktaki halkın ve İtalyan vatanseverlerin dilinden düşmez.  Victor Hugo’nun Hernani oyunundan operaya aktardığı Ernani operası ile İtalya dışında da ün kazanır.

Opera eserlerinin müzikal yönüne ağırlık veren, dramatik yönünü pek önemsemeyen İtalyan opera geleneğine bir yenilik getirerek, oyunun dramatik yönüne ağırlık verdiği bu eserin başarısı üzerine ardı ardına opera siparişleri almaya başlar. I due Foscari eserinde ise ilk defa karakterleri temsil eden ve duyulduklarında onları hatırlatan temalar kullanır.

Bir anlaşmazlık nedeniyle artık operalarını Milano’da sahnelemekten vazgeçince Alzira, Atilla, Macbeth diğer İtalyan şehirlerinde; I Masnadieri Londra’da sahnelener. Konusu Voltaire’in aynı adlı eserinden alınan Alzira operası, Verdi’nin bile hiç sevmediği tek operası olarak ün yapar.

Atilla Operası, Verdi’nin Solera ile yaptığı işbirliğinin son ürünü ve çok başarılı bir operası olur. Macbeth operasının liberettosunu Shakespeare hayranı olan Verdi düzyazı olarak kendisi yazar ve Piave’den şiire dönüştürülmesini  ister. Başrolü bir tenora değil, baritona vermek; kötü karakterli kişileri eserin kahramanı yapmak; eserde tek bir aşk öyküsünü değil, yükselme hırsı, vicdan huzursuzluğu gibi konuları işlemek bu eserle getirdiği yenilikler olur.

1848’de, Milano’un Avusturyalılar tarafından fethedilmesi üzerine Verdi II Corsaro (Korsan), La Battaglia di Legnano (Legnano Savaşı) ve Luisa Miller operalarını yazar. II Corsaro, bir borcunu ödemek üzere alelacele yazdığı kötü bir eser olur. La Battaglia di Legnano, milliyetçi cümleler ve sahnelerle doludur. Luisa Miller’in konusunu Friedrich Schiller’in Hile ve Aşk adlı eserinden alır. İlk defa soyluları değil, halktan insanların canlandırıldığı bu operada orkestra yalnızca esere eşlik eden bir araç olmaktan çıkar, güçlü bir anlatım aracı haline dönüşür. Bu eser, birkaç yıl sonra bestelenecek La Travaiata ile birlikte Gerçekçilik akımının öncüsü sayılır.

1851’de Verdi’nin “en iyi eserim” dediği Rigoletto Venedik’te, 1853’de, II Trovatore Roma’da büyük başarı kazanır. Rigoletto, konusunu Victor Hugo’nun Kral Eğleniyor adlı eserinden alır. Konusu karışık ve anlaşılması güç bir opera olan II Trovatore,  şarkıcıların doğal ses olanaklarına göre beste yaratmak yerine, onları seslerini geliştirmeye yöneltecek nitelikte bir eser olur.

Aynı yıl içinde en popüler eseri olan La Traviata Venedik’te sahnelenir. İlk sahnelenişi fiyasko ile sonuçlansa da zamanla en sevilen operalardan birisi olur. Verdi‘nin Alexandre Dumas’ın Kamelyalı Kadın romanından esinlenerek yazdığı La Traviata, edebiyata dayalı operanın en tanınmış örneklerinden ve Carmen ile birlikte gerçekçilik okulunun öncülerinden birisi olur.

Bu dönemde bestelediği diğer ünlü operaları ise; Sicilya Vesperler Gecesi Katliamı (I Vespri siciliani), Aroldo, Simon Boccanegra, ve Maskeli Balo (Un Ballo in Maschera) dur.

Verdi, 1859’da Parma Meclisi’ne Busetto temsilcisi olarak girer. 1861’de ise İtalyan Parlamentosu’na seçilir ve 1865’de parlamentodan çekilir.
1862’de Kaderin gücü (La Forza del Destino) operasını St. Petersburg’da sahneledikten sonra 5 yıl opera yazmaya ara verir. 1867’de de Don Carlos operasını yazar.

Mısır Hidiv’inin siparişi üzerine bestelediği Aida operası Kahire’deki İtalyan Opera binasının açılışında sahnelenir. Aida, Mısır ile Habeşistan arasında yüzyıllar boyunca sürüp giden çatışmalardan M.Ö. 10. yüzyılda yer alanı sırasında geçen olaylar üzerine kurulmuş bir aşk, baba sevgisi ve vatan sevgisi arasındaki bocalamayı anlatır. Avrupa prömiyeri 1872’de La Scala’da gerçekleşen Aida, o kadar beğenilir ki besteci 32 kez sahneye çağrılır. Eser, Verdi’nin en güzel operası olarak kabul edilir.

15 yıl opera yazmayan Verdi, herkesin besteciliğe veda ettiğini düşündüğü sırada, 1887’de Otello operası ile sanatseverlerin karşısına çıkar. Otello, Verdi‘nin ses ve orkestra arasındaki dengeyi bulduğu en olgun eseri olarak kabul edilir. Bu eseriyle İtalyan operasınının bir “aryalar dizisi” olmaktan kurtulmasını sağlar.

6 yıl sonra, 77 yaşındayken 1893’te ikinci komik operası ve son eseri olan Falstaff’ı besteler ve yine çok büyük başarı yakalar. Eserin ilk gösterimi Roma’da gerçekleşir; Verdi‘ye Roma şehrinin onur hemşehrisi unvanı verilir.

Falsaff’ı besteledikten sonra 11 yılını herkesten uzakta geçiren Verdi, 1895’de yaşlı müzisyenler için bir barınak olarak tasarladığı Casa di Riposo’yu inşa ettirmeye başlar ve bu yapı 1899’da tamamlanır.

Verdi 21 Ocak 1901’da Milano’da hayatını kaybeder. İsteği üzerine sadece 20 kişinin ve küçük bir askeri birliğin katıldığı sessiz ve müziksiz bir cenaze töreni ile defnedilir. Ancak bir ay sonra eşi Giuseppina’nın ve kendisinin tabutları Milan’daki bir mezarlıkta bulunan geçici mekanlarından alınarak Casa di Riposo’ya büyük bir törenle nakledilir. İtalyan Kraliyet ailesi üyelerinin, milletvekillerinin, diplomatların da katıldığı bu törende binlerce kişi Nabucco operasındaki ünlü ilahiyi dev bir koro halinde söyler.

Yorumlar