Bağlantıda kalın

Gözlerini aç, dinle… O tuhaf çağ geliyor! | Yeşim Eyüboğlu

Duras’nın simgesel bahçesinin içindesiniz! Yanınıza dünya haritası alınız bu kitabı okurken. Tarih okurkenki kronolojik dikkatinizi, aşık olurkenki yalpalayan kalbinizi, şiir hissederkenki gerçeklik(!) algınızı da yanınıza alınız. Siyasi gerçekliğin edebi gerçekliğe kayıverdiği sayfalar okuyacaksınız. Kişisel hayatın toplumsal hayata eriyişini de okuyacaksınız.

“Kimi zaman, uyandığınız anda korkuyorum. Her erkeğin her gün yaptığı gibi, yalnızca birkaç saniyeliğine de olsa bir kadın katiline dönüşüyorsunuz. Her gün, sizin fark etmediğiniz kısacık anlarda, bana dönmüş bakışınızdan korkuyorum.”

Yazar: Marguerite Duras
Kitabın Adı: Yann Andreas Steiner
Çağdaşı Virginia Woolf’un Mozart besteleri için kurduğu o unutulmaz cümlesi ile karşılamak istiyorum, Duras belleği’ni/romanını: “İnsana hüzün veriyor! Yani biraz ümit!”

“Ben yabanıl ve beklenmedik bir yazarım”

Böyle yazmıştı Marguerite Duras. Yıllar vardı ki, dostlarına artık hafta sonları eve gelmemelerini söylemişti; on kişinin bir arada yaşayabileceği 14 odalı evde tek başınaydı.
“Yankılara alışıyor insan…”
Büyük bahçesindeki bin yıllık ağaçlar hışırdıyordu, küçük gölden yayılan mavi ışık, deli gibi yazan ufacık tefecik bir kadının yalnızlığına bakıyordu.

“Dediniz ki: Geleceğim.”

1980 Temmuz’unda telefonun ucundaki erkek sesi, yankılara karışmak için karar vermişti. Seneler sonra, “O Aşk, MD” adlı romanı yazacak kişidir: Yann Andreas. Lütfen!.. Lütfen, çağcıl bir “aşk” hikayesi okuyacağınıza dair karar vermekte acele etmeyin!
Yankı, Duras’nın gırtlağından yayılan tınlamalar çınlamalar patlamalar değildir. Duras’ın sesi/yankısı, hafızanın mırıl mırıl sesidir ve pek çok defa/bu defa Ölümün Avrupası’nın -konuşmayan, susan, sessizce ve şiddetle ağlayan- sesidir.
Geçti gitti zannetmek istediğimiz her ne varsa, kim varsa, bulundukları/kayboldukları/uyudukları/uyandıkları/hatırladıkları/unuttukları zamanların içinden belirirler; yaşadıkları öldükleri anların, bahçelerin, tepelerin, garların, trenlerin kampların içinde, yaşarkenki/ölürkenki korkulu şaşkın, gri yeşil gözlerle “sessizce ve şiddetle”; bize (mi) bakarlar, kendi zamanlarıyla (mı) konuşurlar, hangi zaman kipiyle!?

Savaştan üç yıl sonra zaman yeniden işlemeye başladı. Önce onlar için, Almanlar için, … sonra diğer halklar için. Ama onlar, Yahudiler için, zaman bir daha asla işlemedi.”

1980, Polonya’da Gdansk limanında çalışan 16 bin işçi greve gittiklerinde… Fransa’da kitaplar yazan kadın, adını koydu: “Gdansk Yazı”

“Dediniz ki: Birbirimizi tanıyabilmemiz için

Kitaplar yazarak ihtiyarlayan kadın balkona çıkar ve akşamın derin sessizliğini görür, evet! İşte! Şurada! Otelde! Hepsi birbirinden farklı çığlıklar atan o çocuklar, Nazi kamplarında ölmekten kurtarılan çocuklardır. Topluca yaşıyorlar, evet.

Yemekhaneye gitmek için tepeyi çıkıyorlar.

Ekmekleri pastaları yemekleri, her şeyi saklıyorlar!

Kitaptan takip ediyorsanız eğer, sayfa 45 olabilir! Ama belki de daha ileride bir yerde. Gözlerinizle takip ediyorsanız eğer, bakın, şurada! İsviçre Alpleri, orada işte!

Yağmur yağıyor. Çocukların üzerleri değiştiriliyor! Şimdi, az sonra, biraz önce nezle olmasınlar diye sırtları ovuşturulacak olan o çocuklar, hep aynı şeyleri yapıyorlar. Şarkı söyletiyorlar onlara, çocuklar söylüyorlar şarkıyı. Hep bir şeyler anlatılsın istiyorlar. Şarkı söylemek istemiyorlar, bir şeyler anlatılsın. Ne olursa olsun, ama anlatılsın!

“Her şey uyuyormuş gibi, kentte, kumsalda, denizde, tüm otel odalarında herkes uyuyormuş gibi öylesine usulca çalmıştınız kapıyı”

Şarap içtiler, kitaplardan konuştular, şarap içtiler, hep kitaplardan konuştular, camdan baktılar, şarap… Saatlerce kitaplardan konuştular, yazmaktan…

Theodora’dan… Ölmüş. Herkes unutmuş. Gözlerinin yeşilini, sesini, iki yıldır her sabah garda beyazlar içinde, o treni beklediğini, zehirli gazla öldürüldüğünü… Herkes unutmuş…

“Şunu sordunuz:
-Almanlar unuttu mu?
-Evet. Yoksa Alman olduklarını, çaresiz Alman olduklarını bilmek bile öldürebilirdi onları.”

Çağdaş Fransız Edebiyatı’nın en dik kafalı imzalarından Marquerita Duras cümleleri, bir yandan geçmişin ve geleceğin uzun, ipince yasını tutarken bir yandan da, içinde densizlik bulunmayan tek bir neşeli kitap olmadığını söyleyecek kadar da ayık!
Hiroşima Sevgilim, Sevgili, Moderato Cantabile başyapıtlarının iliklendiği büyülü isim: Marguerite Duras.
O, geleneksel romana muhalifliğinden öte, sessizce ve şiddetle ağlayan cümleleri ile “İnsan Mahvı Çağı”na muhalifliğini, bundan çok evvel 14 odalı evindeki yankılara karıştırmıştı. İçinden geçtiğimiz/ içimizden geçen çağı, göstermişti.

” … gör, bak, vadilerin üzerinde gezinen leş kargalarını, bak, avlarının peşinde, savaşların, değil mi, kampların, evet dinle, trenler boydan boya geçiyorlar Avrupa’yı, diyorlar ki açlık ve ölüm, sonra evet, biliyorsun, öyle, … kulak ver, ona bak, geliyor, gelmekte olan o, bak, dünyanın mahvı, işte o, tanıdım onu …

Gözlerini aç, dinle, o tuhaf çağ geliyor, upuzun, ağır ve uzun …”

O tuhaf çağ geliyor-  Bitmiyor, gitmiyor, yitmiyor, eyvah!

Yorumlar