Bağlantıda kalın

Edebiyat

KARINCA – Kısa Öykü, Korkut Kabapalamut

KARINCA - Kısa Öykü, Korkut Kabapalamut

Bedenimde bir karıncanın, üstelik de son derece düzenbaz, hünerli bir karıncanın yaşadığını bundan yalnızca iki hafta önce fark edebildim. Yanlış anlaşılmasın, cildimin ya da kıyafetlerimin üzerinde avare avare dolaşan sıradan bir karıncadan söz etmiyorum. Evi, tam olarak bedenimin içi. İstediği her yere keyfince girip çıkabiliyor. En çok da beyin zarımın üzerinde vakit geçiriyor. Bunun nedenini tahmin etmek zor değil. Kokpit orası sonuçta, kumanda odam. Asıl anlayamadığım, karıncayı şimdiye dek keşfedememiş, daha da fenası biraz bile hissedememiş olmam. İşte bu her şeyi açıklıyor. O ahmak karıncanın varlığı, bana yapıp ettikleri.

İşin kötüsü, karıncanın mutlak saltanatına son vermem şimdilik pek mümkün de görünmüyor. Ne evinde, yani bedenimde geberip gitmesini sağlayabilirim ne de yuvasından söz gelimi bir cımbız yardımıyla çekip çıkarabilirim alçağı. Anladığıma göre, vücudumdaki deliklere pek yaklaşmıyor. Bazen mesleği gereği yaklaşmak zorunda kalsa da, adeta parmaklarının ucunda, sinsice, antenlerinden de yararlanarak hırsızlamasına geçiyor oralardan; çabucak, belli ki aniden uzanıp yakalayacağımdan, bir saniye içinde ezip ufalayacağımdan korkuyor onu. Yukarıda ahmak dediğime bakmayın, bu gibi durumlarda son derece kurnaz, sakınımlı davranabiliyor. Efendi-köle rollerinin değişmesinden ölesiye korkuyor. Benim özgürlüğüme kavuşmam, onun tutsaklığının başlangıcı anlamına geliyor çünkü.

Otuz yıldır, yani bütün acıklı hayatım boyunca oradaymış, orada barınıyormuş meğer. Bir karıncanın bu kadar uzun süre, üstelik de kapalı bir ortamda yaşayabileceği kimin aklına gelir? Muhtemelen, enerjisini tümüyle metabolizmamdan sömürüyor. Bir biçimde, ben yaşadığım sürece kendisinin de hayatta kalabilmesini sağlayacak hayli karmaşık bir sistem geliştirmiş o bacak kadar boyuna bakmadan. Dediğim gibi, çıkarları, kendi değersiz yaşamı söz konusuysa hayret verici düzeyde becerikli, yaratıcı, bir karınca için bile fazlasıyla iş bilir, utanmaz bir yaratık bu.

Merak buyurmayın; bu yüz yirmi kiloluk bedeni, bilmem kaç gramlık insan beynini minicik, görünüşte aciz bir yaratığın idare ettiğine hemencecik inanmanın güç, hatta neredeyse olanaksız olduğunun farkındayım. Muhtemelen aklımı kaçırdığımı, belki de hiç utanıp sıkılmadan, sırf hayatım boyunca yapıp ettiklerimin ya da savsakladıklarımın korkutucu boyutlardaki sorumluluğundan kaçıp kurtulabilmek adına bu saçma sapan, akıl almaz karınca hikâyesini hemen ayaküstü uyduruverdiğimi düşünüyorsunuz şimdi. Düşünüyorsunuz ama fena halde de yanılıyorsunuz. Ben bir biçimde, dünyaya geldiğim andan itibaren o fesat karıncanın elinde adeta dev bir kuklaya, canlı bir oyuncağa dönüştüğümden, onun yüzünden kendi irademi bir an olsun devreye sokamadığımdan adım gibi eminim, bunu kuşkuya yer bırakmayacak bir kesinlikle hissedebiliyorum artık.

Diyebilirsiniz ki, Sanki ne oldu, ne değişti de tam otuz yıl boyunca her nasılsa varlığından bir an bile şüphelenmediğin o zorba karıncayı şimdi birdenbire, mucize kabilinden fark edebildin? Madem baştan itibaren tüm edimlerini o tasarlayıp icra etmeni sağlıyordu, nasıl oluyor da şimdi kalkmış onun hakkında rahatlıkla, bol keseden atıp tutabiliyor, onu bize çekiştirebiliyor, ondan böylesine içtenlikle şikâyetçi olabiliyorsun? O buna bir şey demiyor mu, bu saçmalığa nasıl izin veriyor? Hiç merak etmeyin, bu görünüşte gayet haklı itirazınıza karşı da son derece tatmin edici bir cevabım var. Bana kalırsa, onun bir an için boş bulunup uykuya daldığı an ben bu dünyaya nihayet gerçekten doğdum. Başka deyişle, manevi doğum günüm, karıncanın mevcudiyetini fark ettiğim ya da onun ilk kez sızıp kaldığı o uğurlu gündür.

Bu kadar uzun bir süre boyunca, kendisinden milyonlarca kat ağır bir yaratığı ustalıkla yönetmesinin, ona hiç durmadan kumanda etmesinin yorucu, yıpratıcı bir iş olmadığını mı savunuyorsunuz yoksa? Yine belki de her şeye rağmen kuşkuculuğu elden bırakmayıp diyebilirsiniz ki, karınca bu kadar uzun bir süre boyunca neden düzenli olarak dinlenmesin, kendini uykusuzluğa mahkûm etsin, sen geceleri uykuya daldığın an, o da beyninin ya da akciğerlerinin yumuşak kıvrımlarından birine uzanıp seninle bir uykuya dalamaz mı yani? Sakin olun, acele etmeyin, bu kadar alaycı, agresif davranmayın rica ederim.

Haklılığınızdan, sizi aldatmaya, deyim yerindeyse sizinle kafa bulmaya çalıştığımdan hemen emin olmayın. Unutmayın ki, ben vaka üzerine dedektif titizliğiyle tam on dört gündür geceli gündüzlü düşünüyor, hiç durmaksızın kafa patlatıyorum. Sizse, yalnızca son birkaç dakikadır haberdarsınız skandaldan… Bana kalırsa, karınca rüyalarımı da bal gibi idare ediyor. Ben uyurken, o ait olduğu ırkın meşhur, masallara, hikâyelere konu azminin mükemmel bir örneği sıfatıyla işinin başından hiç ayrılmıyor. Gündüz yaşamımı mahvettiği yetmezmiş gibi, bir de üzerine tüm o saçma sapan, rahatsız edici rüyaları ustalıkla kurgulayıp gece boyu uykuma musallat olmalarını, onların pençesinde çaresizce kıvranmamı, çırpınmamı sağlıyor. Hatta sapıkça bir zevk alıyor bundan. Daha doğrusu alıyordu, tam iki hafta öncesine dek. O günden bu yana tek bir ürkütücü rüya görmemem, iddialarımın en somut kanıtı.

Karınca eninde sonunda uyanacak. Sonsuza dek tembellik edecek hâli yok. O uyandığında artık burada, siz kendi kendini yöneten, özgür, talihli insanların arasında olamayacağım. Görünüşte olsam da, salt bir aldatmacadan, komplodan ibaret bulunacak varlığım. Benimle konuştuğunuzu zannederken hain bir karıncayla muhatap olacaksınız. Benimle kavga ederseniz, unutmayın ki hasmınız aslında o minik musibettir. Ve içinizden biri günün birinde beni gerçekten severse, hiç kuşkusu olmasın, gönlünü ufacık düzenbaz bir karıncaya kaptırmıştır.

Yorumlar