Bağlantıda kalın

Genel

Kuzgun Acar

1928’de doğan çağdaş heykel sanatının öncülerinden Kuzgun Acar (Abdülahet Kuzgun Çetin Acar), Sultanahmet Ticaret Lisesi’nde ortaöğrenimini bitirdikten sonra 1948’de İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’ne girer. Burada Rudolf Belling’in öğrencisi olur; daha sonra Ali Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu’nun atölyelerine geçerek eğitimini tamamlar.

Hadi Bara’nın etkisiyle soyut heykeller üzerinde çalışır. Malzeme olarak da demir, çivi ve tel başta olmak üzere ahşap da kullanır. Mezun olduktan sonra serbest çalışan Acar, 1953’te ilk kişisel sergisini açar.

1954’te ip, bakır ve kepçe sapı ile yaptığı işlerle 2. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Türk Resim ve Heykel Sergisi’ne katılır. Bu çalışmaları daha çok soyut kompozisyonlardan oluşur. 1955’te Maya Sanat Galerisi’ndeki ikinci kişisel sergisinde ilk elek teli denemelerini sergiler. Aynı sene Venedik Bienali’ne elek telinden yaptığı heykel çalışmasıyla katılır. 1957’de açtığı sergide tel heykel çalışmalarını sergiler. 1958-1960 yılları arasında demir, bronz, metal, tel, çivi, çubuk gibi malzemelerle ve hurdalarla oksijen kaynağı kullanarak yeni formlar arar ve fırında metal üzerine mine kaplamalar dener.

1961 yılında çivilerle yaptığı bir çalışması Paris Bienali’nde birincilik kazanır. Bu ödülle birlikte burs da kazanan Kuzgun Acar Fransa’ya gider. 1962 yılında Paris Modern Sanatlar Müzesi’nde sergi açar ve bu sergideki üç çalışması müze tarafından satın alınır. Türkiye’ye döndükten sonra katıldığı 23. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde Demir Heykel çalışmasıyla birincilik kazanır. 1962 ve 1963 senelerinde Fransa’da iki kişisel sergi açan Kuzgun Acar, 1966’da Rodin Müzesi’nde açtığı sergiden sonra Avrupa’da iyice tanınır.

1966 yılında yaptığı İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’ndaki “Kuşlar Heykeli” ile Ankara Kızılay Meydanı’nda bulunan Emekli Sandığı Gökdeleni’nin cephesine yaptığı tunçtan kabartma “Türkiye Heykeli” sanatçının önemli çalışmaları arasında yer alır. 1966’da Ankara’daki Emek İşhanı cephesine yaptığı, Anadolu’nun çoraklaşma sonucu kaybettiği toprağı ifade eden “Türkiye” adlı duvar heykeli, 1981 yılında sökülür; daha sonra yapılan araştırmalarda, heykelin bir depoda bekletildikten sonra hurda olarak satıldığı ortaya çıkar.

Sanatçı bu dönemde Türkiye İşçi Partisi’ne katıldığı için eserlerine alıcı bulamaz; balıkçılık ve meyhanecilik gibi işlerle geçimini sağlar. 1968 yılında Mehmet Ulusoy’un başlattığı sokak tiyatroculuğu için masklar üretir. Yine Ulusoy’un daveti üzerine Fransa’ya giderek burada sahnelenen Kafkas Tebeşir Dairesi isimli oyun için masklar yapar. 140 adet mask üreten Kuzgun, malzeme olarak savaştan kalma eski çelik ve lastik kullanır.

1968’de Mehmet Ulusoy ile birlikte Devrim İçin Hareket Tiyatrosu’nun meydanlarda, grevlerde, mitinglerde oynadığı sokak tiyatrosuyla sokaklarda yer alır. 1969 Kanlı Pazar’ında Taksim’de olayları başından sonuna kadar çeker. Aynı yıl Milliyet Gazetesi’nin “Boğaza değil Zap Suyuna Köprü” kampanyasına belgesel film çekmek için katılır. Yabancı dağcılardan oluşan bir ekiple Doğu Anadolu’ya gider. Galeri 1’de Abidin Dino ile birlikte bir sergi açar. “Boğaza Değil, Zap Suyu’na Köprü” kampanyasının belgesel filmini yapar. 12 Mart Cuntası geldiğinde, 1972’de gözaltına alınır.

DİSK-Maden-İş’in Gönen’deki eğitim ve dinlenme tesislerinin açık alandaki duvarına otomobil parçaları, hurda demir malzemelerle işçi ve ailesi ile işvereni temsil eden 13 metrelik bir kompozisyon, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ne alınan üç metal heykeli, Gülhane Parkı’na konulan “50. Yıl Heykeli”, ölümünden kısa bir sürt önce tamamladığı Antalya’daki Haşim İşçan Anıtı, Bayrampaşa Belediyesi için hazırladığı Mustafa Kemal Anıtı diğer çalışmalarıdır.

Kuzgun Acar’ın bazı eserleri tartışmalara sebep olur ve sökülüp depolara kaldırılır. Metal-İş Gönen tesisleri için yaptığı heykel 1980 sonrasında sökülerek bir depoya kaldırılır, 1997’de depodan çıkarılarak tekrar yerine asılır. 1975 Heykel Sempozyumu için 1940’lı yılların Antalya valisi Haşim İşcan anısına yaptığı dev El Heykeli ise, bir süre sonra yine bir depoya kaldırılır, yıllar sonra Antalya Karaalioğlu parkına yerleştirilir.

Kuzgun Acar, bir duvar rölyefi üzerinde çalışırken merdivenden düşer ve beyin kanaması sonucu 1976’da, 48 yaşında hayatını kaybeder.

Bana göre Kuzgun, aynı zamanda “Afrikalı bir büyücü”, “istanbullu bir beyefendi” ve geçen yüzyıldan kalma bir nihilist’ti. Rue Mosieur Le Prince’te bir otelin çatı katında, tara-çayı çevreleyen alçak duvarın üstünde bir yandan kafes tellerine inanılmaz formlar verirken öbür yandan gazocağının üstünde mineler yapışını unutmam imkansız. Demir, tel, çivi, mika, sac yani genellikle bir hurdacıda rastlayabileceğiniz o sayısız hırtı pırtı ile kendi evrenine bir biçim veriyordu. Kuzgun, ister Melquiades deyin ister Afrikalı bir büyücü. Neredeyse genetik bir şaşmazlıkla bir trans haline geçerdi çalışırken…” Onat Kutlar, Milliyet Sanat Dergisi

Önce kendi işimde devrimci olmaya uğraşıyorum. Kaçınılmaz bir şey bu. Ben kendi heykelimde bir şey beceremiyorsam bir yeni tat, bir yeni koku, bir yeni inanç koyamıyorsam kime ne söyleyeceğim ki? Önce sevmek gerek… karşına bir malzeme çıkar, ona sevgiyle yanaştıkça, sokuldukça tanırsın. Tanıdıkça da seversin. Bir kere sevdin mi, gönlünü verdin mi bu malzemeye, nakış da olur, heykel de, mask da.” Kuzgun Acar

Yaptığım her yontuda mutlaka bir çığlık vardır.” Kuzgun Acar

Yorumlar