Bağlantıda kalın

Genel

Mandarinler

Simone De Beauvoir klasik bir feminist anlayışın çok daha ötesinde bir yazar ve filozoftur. Yazar, Sartre’ın hayat arkadaşı olması dolayısıyla da, kadın sorunlarını o dönemin etkin felsefi görüşü “Varoluşçuluk” çerçevesinde ele alır.

Feminist bakış açısı hiçbir zaman klasik manasıyla feminizmin kalıpları içinde olmamış, insan varoluşunu kadın varoluşundan önce tutmuştur. De Beauvoir, feministten önce varoluşçu bir filozoftur. Öyle ki, romanın kapağında yazarın hayatı tanıtılırken, “post-feminizmin kurucusu…” gibi bir ibare vardır.

Kahramanları arasında Arthur Koestler’i, Jean-Paul Sartre’ı, Albert Camus’yü ve yazarın kendisini görür gibi olduğumuz Mandarinler, bir dönem Avrupa aydınlarının verdiği önderlik mücadelesine ışık tutan yönüyle eşsiz bir belgesel; duyguları, hayal kırıklıklarını ele alışıyla benzersiz bir aşk yapıtıdır. Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülüne layık görülen Mandarinler’in tartışmaya açtığı sorular güncelliklerini hâlâ korumakta, özellikle günümüzün değişen koşullarında yanıtlarını aramaya devam etmektedir.

Mandarinler” bize şunu gösteriyor: 2.Dünya savaşının bittiği, Fransa’nın Alman işgalinden kurtulduğu yıllarda Paris’te ki entelektüel çevrelerin yaşadığı bunalımları ve siyasi ikilemleri. Savaştan sonra dünya Amerika ve Sovyetler Birliği olarak iki cepheye bölünmüş ve o zamanlar aydınlar arasında bir taraf tutma zorunluluğu ortaya çıkmıştı.

Kendi düşüncelerinin hiçbir zaman bir başına anlamı olmayacağının acısını duyan bu insanlar, bir yere bağlanmaktan kaçamazlar ve bu onları başka düşüncelerin tutsağı haline getirir. Bunu “bağlanma ahlakı” diye bir düşünceye oturtmaya çalışırken Sartre’ın acılarından kaçmak istemesi, kendini felsefesi aracılığıyla haklı çıkartmaya çalışması boşa olmasa gerekti. Bu, o zamanların entelektüel sorunlarına bir arayıştı aslında.

Dönemin burjuva geçmişe sahip Fransız aydınlarının (Sartre, Camus, Koestler, Simone De Beauvoir vb… romanda da görünen kişiler) yaşadığı “Komünist Parti”ye girip girmemek ikileminin doğurduğu ruhsal çalkantılar “Mandarinler“de üstüne düşülen bir durum. Öyle ki, romanın karakterleri bu sıkıntılarından değişik yollardan kaçmaya uğraşır. Kadın karakterlerden Paule ve Anne aşkın, Nadine ise hiçliğin peşinden koşar, Henri ve Robert yazının gücüne inanır, Sezenac uyuşturucu bağımlısıdır ve Vincent savaş döneminde Nazilerle işbirliği yapanları öldürme tutkusuyla yaşamaktadır…

Zengin karakterleri, insanın bunalımlarını, politize olmuş bir dünyanın sıkıntılarını insan varoluşunun gerçekliğini göz ardı etmeden aktarmış, aşk gibi insanın en naif duygusunu dahi atlamamış olan “Mandarinler” okunması gereken gerçek bir edebiyat şaheseridir.

Yorumlar