Bağlantıda kalın

Mehmet Şadi Çalık

1917 yılında Girit’te doğan Mehmet Şadi Çalık çağdaş heykel sanatının en önemli isimleri arasında yer alır. 1923 yılındaki Büyük Mübadele’de İzmir’e yerleşirler. 1932-1939 yılları arasında Abidin Elderoğlu atölyesinde desen çalışan Çalık; klasik teknik, plan, kompozisyon ve denge ilkelerini çok iyi öğrenir.

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde 1940-1948 yılları arasında Rudolf Belling’in öğrencisi olur. Heykel bölümünde plastik çalışmalara başladığında üstün klasik modlaj tekniklerine hakimiyetini gösterir; 1940’ta yaptığı ilk sipariş işi Atbaşları ve sayısız büst geleneksel yapı ve kompozisyonlar rahat ve hızlı çalışmasının örnekleri olur. 1951’de Necati Cumalı’nın kızkardeşi Müfide Cumalı ile evlenerek İstanbul’a yerleşir.

1950-1951 yılları arasında kendi imkanlarıyla Paris’te çalışan Şadi Çalık, Rue Grand Chaumiere’deki Soyut Sanat Atölyesi ve Güzel Sanatlar Akademisinde çalışmalar yapar. Paris’te modern klasikleri ilk kez gören sanatçı, çağdaş sanatın, mimari ve tüm sanatların kaynaşması ve ayrılmazlığı yolundan geçtiğini haber veren yeni öncülere tanık olur. Paris’ten döndükten sonra 1959 yılına kadar serbest işler yapar. 1952’de Anıt Kabir’in yapımında görev alan İlhan Koman ve Zühtü Müridoğlu’nun ekibinde yer alır. İngiltere’de ICA kapsamında açılan Uluslararası Meçhul Mahkum yarışmasına katılır ve ödül alır.

1955-59 yılları arasında İlhan Koman ve Şadi Öziş ile birlikte kurdukları ilk design atölyesi olan Karemetal demir atölyesinde mobilya tasarımları yapar. 1956 ve 1957’de Nuri İyem ile birlikte Beyoğlu Şehir Galerisi’nde resim ve heykel sergileri açarlar. 1959’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’nde öğretim üyeliğine başlar. 1971’de de profesör olur.

1969 yılında ODTÜ’de yaptığı Soyut Heykel mekanla ilişkisi, biçim, oran ve ışık konularında çok büyük bir etki yaratır. VAKKO Genel Müdürlüğü havuzu için yaptığı diğer heykel çalışması Soyut Plastik de aynı şekilde çok beğenilir. Alçı, tunç, demir ve tahta gibi çeşitli malzemelerle yaptığı heykelleri, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ile çeşitli koleksiyonlarda yer alır.

1977 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi heykel bölümü başkanlığından ayrılan Devlet Sanatçısı unvanına sahip Şadi Çalık, 24 Aralik 1979 İzmir´de ani bir kalp kriziyle yaşamını kaybeder.

Sanatı Hakkında

Geleneksel bir klasisizmden başlayarak gittikçe daha soyut bir anlayışa yönelen Çalık’ın eserlerinde, sadelik ve açıklık göze çarpar. Yaşadığı dönemin devlet destekli ve Atatürk büstünden öteye geçemeyen kamusal heykel anlayışından dolayı bu tarz işleri de yapan Şadi Çalık yenilikçi bir heykeltıraş olmayı tercih eder.

Soyut çalışmaları da birer doğa yorumu olan Çalık, doğayı araştırmak ve doğayı etüd edip özümlemiş olan Antik Çağ sanatını, Mısır’ı ve Yunan’ı inceleyerek heykel yapmayı heykelciliğin ideali olarak gören bir soyut heykel anlayışı geliştirir. Heykellerindeki anlayışı “resim ve heykel hikaye anlatmaz” ilkesi üzerine kurar. Soyut heykellerinde Hans Hartung, Alman heykeltraş Uhlmann’ın etkilerinin yanısıra Rothko ve Fontana, 1967 Venedik Bienali’nde gördüğü Mary Vieira da onu etkileyen soyut dışavurumcu yabancı heykel sanatçılar olur.

Malzeme olarak kullandığı çamur ya da alçıyı, büyük bir hızla sanki desen yapar gibi ama emin ve kesin hareketlerle kullanır. Heykelin mimari ile kaynaşması gerektiğine inanır. Soyut anlayışı yalınlık, hafiflik, uçuculuk ve kütlenin çizgisel ifadesi olup, çizginin çok tutumlu kullanılması gereken ve çok şey ifade edebilen bir faktör olduğunu belirtir. Çalık heykel anlayışını ve soyut heykellerden anladığını şu şekilde ifade eder: “Şadi Çalık sanatta araştıran bir yenilikçidir, ama biçimci değildir, fizikçidir. Bizim anladığımız sanat metafizik değil, fizik sanat, yani rasyonel sanattır. Gereçlerin olanaklarını zorlayarak, deneyerek yapılan sanattır.”

Ocak 1974, Milliyet Sanat Dergisi’nde, Mustafa Önes ile yaptığı bir söyleşide heykel, anıt ve sanat anlayışı hakkında şunları söylemiştir.

1957 yılında Amerikan Haberler Bürosunda açılan karma bir sergide iki metre boyunda beş milimetre kalınlığında dikey bir teli “Minimunizm” adıyla sergiledim, ben bu yapıtımda boşluk içinde plastik elemanların en küçüğü olan bir çizgiyi değerlendirmek istedim. Bu yeni bir problemdi. O günlerin sanat anlayışı içinde ilgi görmedi. Sonra üzülerek gördüm ki 1964 yıllarında Amerika ve İngiltere’de “Minimal Art” diye bir akım çıktı.

Bu örnek Türk heykeltraşlığının geride olmadığını gösterir. Diğer bir çok heykeltraş da evrensel değer ölçüsünde iş vermektedir. Ama yazık ki heykel sanatı yorucu ve ağır bir sanat dalıdır, dünyanın her yerinde az ürün verir.
….

Sanatçı, maddeye biçim verirken yeni ve görülmemiş düzenleri aramakla uğraşır, yeni açılardan tekrar tekrar yorumlar getirir. Bu bir madde ve insan çarpışmasıdır, bu çarpışmadan yapıtlar doğar. Gereçler çoğaldıkça bu çarpışma kuvvetlenir ve zorlu işler başarılır. Bilimin ve teknolojinin yeni olanakları yapıtının zenginleşmesini, anlatım gücünü artırmasını sağlar.

Modern teknolojinin getirdiği yeni gereçler, heykelde hareket, ışık, ses ve daha bir çok olanaklar sağlamaktadır.

…..
Sanatçı bir akım etkisinde çalışmaz, bir akım yaratmaya çalışır. Yirminci yüzyılın başlaması ile sanatçı sanatın öz problemlerini yeniden elden geçirmeye başlamış, sanatın her olanağını yeniden denemeye kalkmıştır. Bu yüzden başlangıçta (Kübizm, Fovizm, Fütürizm, Konstruktivizm gibi) gibi akımlar giderek çoğalmış, hattâ sanatın karşısına çıkan düşüncelere sahip olmuştur. Günümüzde çeşitli akımlar biri öbürünün karşıtı olarak meydana gelmiştir. Bu çatışmalar günümüzün güzel tarafıdır. Bir taraftan güdümlü sosyal sanat akımı zoraki bir şekilde sürdürülürken, diğer taraftan psikanaliz yolu ile sürrealist akım meydana gelmiş, bence sanat düşüncesi yerine metafizik etkilerle sanat yapılmıştır.

Bugün dünyada sayısız sanatkar oluşmaktadır. “Grand Maitre” yani büyük usta deyimi ortadan kalkmaktadır, her toplumun ünlü birçok sanatçısı vardır. Fakat bunlar aynı kültür içinde olduklarından bölgesel nitelikleri yok olmaktadır, hepsinin yapıtlarının ortak bir yanı vardır. Hepsi yeni bir forma ulaşmaya, kendini aşıp yeniden kendine has bir özdeyiş bulmaya çalışmaktadırlar.

Ödülleri

• 1953 yılında Hürriyet gazetesi, Atatürk Anıtı yarışması 1.Ödülü
• 1955 Ankara Sıhhiye´de Etibank Genel Müdürlüğü binasi cephesi 1.Ödülü
• 1962´de Eskişehir Atatürk ve Gençlik Anıtı yarışması 1.Ödülü
• 1977 Devlet Sanatçısı ödülünü aldı.
• 1979´da TBMM Atatürk Anıtı ve Bolu Köroglu yarışmalarında 3.’lük ödülleri aldı.

Eserleri

• Eskişehir, Niğde Sakarya Atatürk anıtları ( Nusret Sumanla birlikte)
• Erzincan ve ODTÜ Atatürk Anıtları
• İstanbul Ticaret Odası bakır ve taş rölyefler,
• Galatasaray Lisesi 50.yıl Anıtı
• İzmir Kültür Park heykelleri,
• Ercüment Tarcan büstü, 1940.
• Hüseyin Batuhan büstü, 1941.
• Asaf Halet Çelebi büstü, 1942
• “Atbaşları”, 1940. Pirinç döküm
• “Masadakiler”
• Resim ve Heykel Müzesi´ndeki “Nü”,
• Giresun´daki “Adalet Sembolü”
• Konak Sineması rölyefleri
• İzmir Fuarı´ndaki “Yatan Kadın”,
• Etibank rölyefi, 1955.
• Büyük Efes Oteli, Antik Ege Rölyefi, İzmir, 1963.
• Ekonomi Rölyefi, İstanbul, 1964. Pişmiş toprak
• Soyut Rölyef, Lizbon, 1971.
• Soyut rölyef, İstanbul, 1972. Dövme bakır. Eminönü’ndeki İstanbul Ticaret Odas

Soyut Heykelleri:

• Minimum adlı soyut heykel, 1957
• Paris Kuşu, 1950. Tahta, soyut
• Soyut Heykel, 1950 Alçı.
• Küçük Demir, 1951.
• Halkalar 1, 1952. Alçı. İ
• Uçan Form, 1952.
• Horoz, 1952. Alçı
• Koltuk ve Heykel, 1955-
• Demir 3-Kuşlar, 1957. Demir.
• Demir 4, 1957. Demir
• Vietnam, 1970. Alçı, bronz, patine.
• Müfide Çalık Portresi, 1970.
• Virüs Entelektüel, 1970.

 

Yorumlar