Bağlantıda kalın

Milena Jesenska

Daha çok Kafka’nın ona yazdığı ve “Milena’ya Mektuplar“ olarak basılan kitapla tanınan Çek asıllı gazeteci, yazar ve çevirmen Milena Jesenska 1896 yılında Prag’da doğmuştur.

Aristokrat bir ailenin kızı ve mensubu olduğu seçkin sınıfa rağmen Nazilere karşı özgürlükçü hareketin içinde yer alır. Bundan dolayı sadece içinde bulunduğu sınıfa karşı değil uzun bir süre babasına karşı da mücadele etmiştir.

Babasının karşı çıkmasına rağmen Alman Yahudi bir gence aşık olur. Bu aşkından vazgeçmemesi üzerine babası onu bir sinir kliniğine yatırır. Burada yaşadığı şeylerin etkisi ömür boyu sürer. Çıktığında iyice ruh sağlığını kaybetmiş bir şekilde bulur kendini. Hayatının en zor ve karanlık dönemi olarak gördüğü bu zamanlarda bu ağır krizlerden kurtulmak için uyuşturucu da kullanır.

Çıktıktan sonra babasıyla da tüm bağlarını koparmıştır. Geçimini sağlamak üzere çeviri yapmaya başlar. Çek asıllı ancak kitaplarını Almanca yazan Kafka ile bu dönemde tanışırlar. Eserlerini Çek diline çevirmeye başlamıştır. Bu çevirilerdeki içtenlik ve ustalık Kafka’yı etkilemiştir. Bu amaçla Milena’ya ilk mektubunu yazar. Bu yazışmalar yaklaşık üç yıl sürer ve platonik gittikçe içinden çıkılmaz bir hal alan bir aşka dönüşür.

Arzu, tutku ve yoğun duygularla dolu bu mektuplar birbirlerine duydukları aşkın belgelerini oluşturur. Kafka sağlık sorunlarının, öksürük nöbetlerinin sebebi olarak bu aşkı görmeye başlar. Bir mektubunda şöyle der Kafka: “…Beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan aydınlığa kavuşacaktım. Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de bir şeyler katmıştım. Bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz, elbet yüreğim sızlar. Bak Milena, en çok seni seviyorum’ diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, ‘Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla’ dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki.

Günde iki üç mektup yazdığı oluyordu, ancak bu sağlık sorunları arttıkça bu yazışmalara son verir. Buna karşılık Milena’nın mektupları, içerikleri hakkında Nazi kampında bunları paylaştığı ve sonra bu anılarını kitaplaştıran arkadaşının söyledikleri; Kafka’nın mektuplarındaki küçük alıntılar dışında kaynak yoktur.

Yoğun duygulara ve bu aşka rağmen yazıştıkları süre boyunca ancak 2-3 defa görüşürler. Kafka bu konuda şunları yazmıştır bir mektubunda: “Senin elindeydi bu buluşmayı gerçekleştirmek (Yanlış anlama suçlamıyorum seni, gelemediğin için gelmiyorsun biliyorum), sen istemiştin, istemeyen de gene sensin, bu konuda hiç söz etmemem gerekir, yalnız şu var: Beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan aydınlığa kavuşacaktım. Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de birşeyler katmıştım. Beni sana getirecek bu yola çıkmak üzereyken ‘gelmiyorum’ sözüne çarpıyorum şimdi, sendeliyorum elbet. Bir çırpıda yüreğimle açtığın bu yolu kapatmak, ağır, ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz, elbet yüreğim sızlar…”

Milena Jesenska evliydi ve evliliğin kutsallığına inanıyordu. Sonra pişman olsa da o sıralar eşinden ayrılamaz. Kafka ise evliliğe karşıdır; birkaç defa nişanlanmasına rağmen evlenmemiş, gerekçe olarak da sağlık sorunlarını göstermiştir. Bir araya gelemezler, uzaktan ve umutsuz bir aşk yaşarlar. Kafka öldüğünde bile platonik ama tutkulu bir sevgiye dönüşmüş bu yazışmalar Milena’nın günlerce onun mezarının başında beklemesine yetmiştir.

Milena Jesenska’nın bu mektuplaşmalar kadar marjinal olmasını sağlayan şey siyasal duruşu, politik görüşü ve bunlar için ailesine, elit sınıfa karşı duruşudur. Gizlice çıkarılan bir gazeteye yazması ve sosyalistlerle işbirliği yapması sürekli arananlar listesinde olmasını sağlamışsa da asla kaçmayı düşünmez. Naziler onu tutuklayıp toplama kampına aldıklarında bile bu duruşundan taviz vermemiştir. Toplama kampının ağır koşullarından dolayı 1944 yılında böbrek yetmezliğinden ölmüştür.

Yorumlar