Bağlantıda kalın

Müzik

Neşet Ertaş

Gezginci ozanlık ve abdal geleneğinin son temsilcisi, bozkırın sesi Neşet Ertaş, Kırşehir Çiçekdağı’nda 1938 yılında doğar. Yaşar Kemal’in ona verdiği isimle “Bozkırın Tezenesi” olarak da tanınır.

Babası Muharrem Ertaş Anadolu Abdal Müziği geleneğinin en büyük ustalarındandır. Annesi ise Döne hanımdır. Annesini çocuk yaşta kaybeder. Yoksul bir çocukluk geçiren Neşet Ertaş, babası ve kardeşleriyle köyde yaşar. Küçük yaştan itibaren babasıyla Alevi köylerinde cemlere katılır. İlkokul yıllarında keman ve bağlama çalmayı öğrenir. Babasıyla birlikte katıldığı düğünlerde bağlama çalıp şarkı söyler. “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.” dediği Muharrem Ertaş’ın hayatında etkilendiği tek kişi olduğunu söylemiştir.

1950’de İstanbul’a gelir. İstanbul’a geliş hikayesini şöyle anlatır:

“Kırşehir’den çıktım. Kırşehir’den Ankara ’ya kadar 2.5 liram vardı. Otobüs durağında indim. Orada bir çığırtkanın yanına vardım ve ona “Benim param yok İstanbul ’a gideceğim” dedim. Elimde saz vardı. “Otur bir çal” dedi bana. Başka sermayem yok. Otobüslerin çığırtkanların o gelip giden şeylerin arasında saz çalmaya başladım ona. En son otobüsün arkasında şöyle bir boşluk olurdu. En son koltukların arkasından oraya beni verdi. Ayakta İstanbul ’a geldim ben işte. Geldik işte Sirkeci’ye. Benim üzerimde temiz bir elbise vardı. Sazım da var. Orada münasip olan bir otele girdim. Oraya vardım elimde saz elbisem de düzgün olunca yazdılar ismimi ondan sonra sazımı odaya koydum. Çıktım iş aramaya. Böyle caddeler üzerinde nereler varsa akşama kadar yatmadan uyumadan iş aradım ama bulamadım…”

Bu şekilde günlerce iş ararken Doğu İşhanı’nda Şençalar Plak yazısını görüp oraya geçer. Ne için geldiğini soran İsmail Şençalar’a “Saz çalarım” cevabını verir. Ondan bir şarkı okumasını isteyince babasından biz bozlak çalar. İsmail Şençalar bir kağıt imzalatarak onunla plak anlaşması yapar.

İlk plağını “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” adı ile babası Muharrem Ertaş’a ait bir türküyle çıkardı. Çok beğenilen bu plağın ardından diğer plak, kaset ve halk konserleri gelir. Ankara’ya yerleşir ancak sağlık sorunları yaşamaya başlayınca kardeşinin yanına Almanya’ya gider. 2000 yılına kadar Almanya’da kalan Neşet Ertaş, özellikle çocuklarının eğitimini tamamlamalarını beklemiş. Bu arada sanatsal çalışmalarına da devam etmiş. 2000 yılında İstanbul’a dönerek konserlerine devam eder.

Neşet Ertaş`ın sanatı ile hayatı iç içedir. Türkü ve bozlaklarında bütün bir hayat hikayesini bulmak mümkün olduğu gibi, hayatına yakından bakıldığında da bu türkülerin ve bozlakların nasıl doğduğunun ipuçları görülür. Ozan yönüyle yokluk, yoksulluk ve acılarla dolu hayatını “Garip” mahlasıyla yazdığı koşma tarzında şiirlerde anlatır.

Süleyman Demirel zamanında verilen Devlet Sanatçılığı ünvanını niçin reddettiğini şu şekilde açıklar: “hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor, diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.”

Neşet Ertaş Unesco tarafından yaşayan insan hazinesi kabul edilmiş, 25 Nisan 2011 tarihinde de İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüştür. 

26 Eylül 2012 tarihinde İzmir’de tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmiştir.

Sayfalar: 1 2

Yorumlar