Bağlantıda kalın

Sait Faik Abasıyanık

Çağdaş hikayeyeciliğe yaptığı yaptığı katkılarla modern Türk hikayeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik Abasıyanık 1906’da Adapazarı’nda doğar. İlkokul’dan sonra ailesi eğitim görmesi için İstanbul’a taşınır ve İstanbul Erkek Lisesi’nde başladığı öğrenimini iğne olayından dolayı arkadaşlarıyla sürgün edildiği Bursa Lisesi’nde bitirir.

Bursa Lisesi’nde ilk öyküsü olan İpekli Mendil’i edebiyat dersi ödevi için yazar. Uçurtmalar ve Zemberek hikayelerini de burada yazan Abasıyanık 1928’de liseyi bitirir ve İstanbul’a döner. Yazdığı hikaye ve şiirleri çeşitli dergi ve gazetelere gönderir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girer. İki yıl sonra Uygurca öğrenmek istemediği için okuldan ayrılır.

Üniversite okuduğu dönemde sık sık Beyoğlu’nda dolaşan Sait Faik burada sanat ve edebiyat çevreleriyle tanışmaya başlar. Yazar o günlerden ölene kadar genç hikayeci olarak anılır. 1929’da Uçurtmalar adlı hikayesi Milliyet gazetesinde yayınlanır. 1930’da on hikayesi Hür Gazete’de yayımlanır. Bu hikayelerin hiçbirini kitaplarına almaz.

Babasının isteği üzerine iktisat okumak için İsviçre’nin Lozan kentine gider ancak buradan sıkılır ve Fransa’nın Grenoble şehrine geçer. Fransızca öğrenmek için liseye gider ve ardından üç dönem Grenoble Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okur. 1934’te İstanbul’a dönerek Nişantaşı’na yerleşir.

Halıcıoğlu Ermeni yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliğine başlayan Sait Faik okula sürekli geç kalması öğrenci ve idareyle yaşadığı sorunlar yüzünden bu görevinden ayrılır ve babasının açtığı tahıl dükkanında çalışır. Buradaki işlerle de uğraşamaz ve kısa bir süre sonra dükkanı boş bir şekilde babasına teslim eder. Eserleri ile kişiliği arasında yakın ilişki bulunan yazar, hayatı boyunca çevresine uyum sağlayamaz ve bu uyuşmazlık onun her şeyden şikâyet etmesine sebep olur.

Yazmaya ağırlık veren Sait Faik çok etkilendiği ve hayranı olduğu Andre Gide’den de çeviriler yapar. Fransa anılarından oluşan öyküleri Varlık Dergisi’nde yayımlanır. 1936’da babasının maddi desteği ile ilk hikaye kitabı Semaver basılır.  Bu sırada askerliğe çağrılır, ancak asabiye kliniğinden aldığı raporla askerlikten muaf tutulur. 1937’de Marsilya’ya gider ve on sekiz gün kaldıktan sonra yine İstanbul’a döner.

1938 yılında ailece Burgaz Adası’nda aldıkları köşke yerleşirler. Sait Faik yazlarını burada geçirmeye başlar. 1939’da ikinci kitabı Sarnıç’ı çıkaran Sait Faik bu kitabında da çocukluk günleri ile, İstanbul ve yurtdışında geçirdiği döneme dair gözlemlerine yer verir.

1940’ta yayınladığı Şahmerdan kitabında geçen Çelme isimli öyküsünden dolayı halkı askerlikten soğutmakla suçlanır ve askeri mahkemeye verilir. Öykü 1937 yılında Kurun gazatesinde 1940’ta da Varlık dergisinde yayınlanmıştı. Orhan Veli ona yazdığı mektupta “… Çelme hikâyesini buldum ve okudum ve başına bu işi açanlara küfrettim. Harika hikâye azizim.” der.

Varlık Yayınları sahibi Yaşar Nabi Nayır da dönemin Genelkurmay Adlî Müşaviri Münir Paşa’yla temasa geçerek, Sait Faik için destek bulmaya çalışır. Yaşar Nabi Peyami Safa’nın Sait Faik’i Marksçıların ardına takılmakla suçlamasına “Peyami Safa edebi günahlarına bir yenisini ekliyor” yorumunu yapar. Sait Faik davadan beraat eder. Yazar, bu olayla ilgili 1949’da yaptığı bir konuşmada: “Medarı Maişet isminde bir hikâye kitabı çıkarmıştım. Hayatı toz pembe görmüyorum diye mahkeme parası ödedim, üzüntüsü de caba. Kahramanlarım rahat etmek için hapse giriyorlardı. Bütün sebep bu!” değerlendirmesini yapar.

Yargılanmasından ve annesinin bu olaydan çok etkilenmesinden dolayı uzun bir süre kitap çıkarmaz. Bir ay kadar bir süre Haber-Akşam Postası isimli gazetede muhabirlik yapar. Mahkemelerde yaptığı röportajlara gözlemlerini de katarak yaptığı bu iş için 28 yazı yazar. Varlık yayınları bu yazıları Mahkeme Kapısı adıyla kitaplaştırır. 1940 ile 1948 yılları arasında Yürüyüş, Büyük Doğu, İnkılapçı Gençlik, Servet-i Fünun gibi dergilerde öyküleri yayınlanmaya devam eder.

Yeni Mecmua dergisinde 19 bölüm halinde çıkan Medarı Maişet Motoru’nu kitap haline getirmek istese de yayınevleri bu kitabı basmaz. Annesinden aldığı parayla kitabı bastıran Sait Faik’in bu kitabı Bakanlar Kurulu kararı ile toplatılır. Kitap, 1952 yılında, Varlık Yayınları tarafından yeniden basılır ve kitabın ismini Birtakım İnsanlar, romanda geçen Medarı Maişet motorunun ismini ise Ceylan-ı Bahri olarak değiştirir.

Bu olaylardan sonra yaşadığı kırgınlık ve yalnızlık döneminin etkisini taşıyan hikayelerden oluşan kitabı Lüzumsuz Adam’ı 1948 yılında yayınlar.Yazar kitaba ismini veren hikayeyi ilk yazdığı günlerde ona isim bulamaz, öyküyü okuyan Yaşar Nabi daha önce Sabahattin Ali’den duyduğu Lüzumsuz Adam’ı önerir. Sait Faik, bu ismi çok beğenir ve hikayesinde kullanır.

1948 yılında siroz teşhisi konan yazar başta bu durumla kısa tedaviler görerek ve çok sevdiği içkiyi bırakarak baş etmeye çalışsa da 1951’de tedavi olmak için Fransa’ya gider. İlk gidişinde ölüm korkusuyla 5 gün kalıp hemen İstanbul’a döner. Büyük bir umutsuzluğa düşen Sait Faik bu dönemde en verimli günlerini yaşar. Havada Bulut, Kumpanya ve Havuz Başı kitaplarını yayımlar. 1952’de ise Son Kuşlar’ı yayınlar.

5 Mayıs 1954 günü yaşadığı krizde, yemek borusu kanaması nedeniyle Şişli’deki Marmara Kliniği’ne kaldırılır, yapılan müdahaleler sonuç vermez. Sait Faik 11 Mayıs 1954’te hayatını kaybeder. Yazarın ölümünden sonra Burgaz Adası Çayır Sokak 15 numaradaki evleri annesinin isteği ile müzeye dönüştürülür.

{tab=Sanatı ve Kişiliği}

1950-1960 yılları arasında Türk edebiyatında toplumcu sanatçılar tarafından geliştirilen öykü ve diğeri bireysel anlayış kökenli, bireyin iç dünyasına açılan iki öykü türü gelişir. Sait Faik, tarz kaygısından uzakta, anlatım incelikleriyle süslü hikâyeleri ile ikinci türün öncüsü olur. Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini yıkarak doğayı ve insanları basit, samimi, hem iyi hem kötü taraflarıyla oldukları gibi fakat şiirsel ve usta bir dille anlatır. Bunu yaparken diğer çoğu Cumhuriyet sonrası sanatçısı gibi Batı’daki gelişmelere bağlı kalmaz, hiçbir edebi anlayışın etkisinde hareket etmez ve belli bir tarzın takipçisi olmaz.

Toplumun problemlerine değil bireyin toplum içindeki sorunlarına yönelen yazar, öykülerinde çoğunlukla kendisinden yola çıkıp bireyler hakkında yazarak insan gerçeğini anlamaya çalışır. Çoğunlukla şehirli alt sınıfın hayatını yazan Sait Faik, balıkçı, işsiz, kıraathane sahibi gibi karakterleri anlatır. İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeleyerek, toplum meselelerinden çok “insanı ele alan sanatçılar” sınıfında yer alır.

Sanatçının öykülerinde görülen bir diğer özellik ise eserlerin şiirsel dilidir. Yazar, bu konuyla ilgili bir mektubunda: Hikayelerimde şiir kokusu var diyorsunuz. Bir iki tane de şiir yazdım. İçinde hikâye kokuları var dediler. Demek ki ben ne hikâyeciyim ne de bir şair. İkisi ortası acayip bir şey. Ne yapalım beni de böyle kabul edin. der.

Yaşam şekli ve eserleri arasında paralellik olan Sait Faik hakkında Yaşar Nabi de şunları söyler: “Aristokrat değildi. Halktan üstün görünmeye çalışandan hoşlanmazdı. Herkes gibi olmak, herkese uymak isteği onda sonradan edinilmiş bir his değildir. Doğuştan gelme bir tabiattır.”  Uyumsuz kişiliği sebebiyle kimseyle uzun süreli dostluklar kuramasa da pek çok arkadaşı olan, herkesle tanışık bir insan olan Sait Faik, Burgaz Adası’ndaki balıkçılar ve esnafla birlikte zaman geçirdiği gibi, sanat dünyasından Özdemir Asaf, Orhan Kemal, Adalet Cimcoz, Oktay Akbal, İlhan Berk, Orhan Veli, Tarık Buğra ve Abidin Dino gibi bir çok arkadaşıyla zaman geçirir. Kimseyle evlenmeyen yazar hakkında Vedat Günyol ise kimseye anlatmayı sevmediği aşk hayatını öykülerinde dile getirdiğini belirterek yazarın aslında eşcinsel olduğunu açıklar. Fethi Naci de Akyol’un bu görüşünü destekler.

1953 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Mark Twain Derneği, çağdaş edebiyata yaptığı katkılardan ötürü yazara onur üyeliği verir. Sait Faik ödülle ilgili olarak “Demek ki şimdiden sonra dünya çapında bir hikâyeciyi anmak için kurulmuş bir cemiyete dünyanın dört bucağından kendi halinde hikâyeciler de seçilecek.” açıklamasını yapar. Aynı yılda Kayıp Aranıyor isimli romanı ve Şimdi Sevişme Vakti isimli şiir kitabı yayınlandı. 1954 yılında ise Alemdağ’da Var Bir Yılan yayınlanır ve Georges Simenon’ın Yaşamak Hırsı kitabının çevirisini yapar.

Yazarın Medarı Maişet Motoru isimli romanının 1970 yılında, Safa Önal tarafından Ağlayan Melek ismiyle filmi yapılır. Bu filmde başrollerde Türkan Şoray ve Ekrem Bora oynar. Savaş Dinçel, Sait Faik‘in yaşamını anlatan Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye isimli tek kişilik bir oyun yazar ve oyun ilk kez gene Dinçel tarafından, Macit Koper rejisi ile 1993 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sergilenir. Ayfer Tunç ise Sait Faik öykülerinden yola çıkarak Havada Bulut isimli bir senaryo yazar ve bu senaryo filme çekilerek 2003 yılında TRT’de gösterilir.

1978 yılından itibaren, ölüm yıldönümü olan 11 Mayıs’ı izleyen ilk pazar günü Burgaz Adası’nda Sait Faik’i Anma Günü düzenleniyor. Sait Faik Hikâye Armağanı aynı günde sahibini buluyor. Bilge Karasu, Adalet ağaoğlu, Selim İleri ve Tomris Uyar bu ödülü alan yazarlar arasındadır.

{tab=Eserleri}

Hikaye kitapları
•    Semaver (1936, Remzi Kitabevi)
•    Sarnıç (1939, Çığır Kitabevi)
•    Şahmerdan (1940, Çığır Kitabevi)
•    Lüzumsuz Adam (1948, Varlık Yayınları)
•    Mahalle Kahvesi (1950, Varlık Yayınları)
•    Havada Bulut (1951, Varlık Yayınları)
•    Kumpanya (1951, Varlık Yayınları)
•    Havuz Başı (1951, Varlık Yayınları)
•    Son Kuşlar (1952, Varlık Yayınları)
•    Alemdağ’da Var Bir Yılan (1954, Varlık Yayınları)
•    Az Şekerli (1954, Varlık Yayınları)
•    Tüneldeki Çocuk (1955, Varlık Yayınları)

Şiir
•    Şimdi Sevişme Vakti (1953, Yenilik Yayınları)

Roman
•    Medarı Maişet Motoru (1944, Ahmet İhsan Basımevi – 1952, ikinci baskı, Birtakım İnsanlar adı ile)
•    Kayıp Aranıyor (1953, Varlık Yayınları)

Çeviri
Yaşamak Hırsı, Georges Simenon

{/tabs}

Yorumlar