Bağlantıda kalın

Sinema

Sinemada bir BEAT yeniği: BURROUGHS

Beat Salgını

Beat yazarları bilindiği üzere yazı dışında da pek çok sanatsal faaliyet içinde bulunmuşlardı: Tiyatro, resim, fotoğrafçılık, müzik gibi sinemaya da bulaştılar bir ucundan. Her ne kadar kendini doğrudan bu kuşağa ait bir yazar olarak nitelemese de beatler arasında Burroughs, yazı dışında en fazla sayıda sinemasal etkinliğe dahil olan bir adam. Beat ve sinema konusundaki kaynaklar; sözgelimi Naked Lens: Beat Cinema adlı yapıtta Jack Sargeant, ilk Beat filmi olarak Robert Frank- Alfred Leslie ikilisinin çektiği Pull My Daisy filminin adını anar. Bu film, 1959 yılında çekilmiştir ve yaklaşık yarım saatlik bir süreye sahiptir. Oyuncu demek ne kadar isabetli olur bilmiyorum ama, kadroda Allen Ginsberg, Gregory Corso, Peter Orlovsky bulunuyor. David Armam ise filmin müziğini yapmış, dahası oyuncu olarak da boy gösteriyor. Bu demirbaş Beat yazarları, hikayede doğrudan gündelik hayat içindeki bir kesitte kendilerini oynuyorlar. İstasyon memuru Milo’nun ufarak evine beat’lerin doluşmasını anlatan neşeli, hayat dolu bir hikaye. Aslında Jack Kerouac’ın sahne yüzü görmemiş bir oyununa dayandığı söyleniyor filmin. Dolayısıyla senaryo metni Kerouac’a ait. Filmi asıl ilgiye değer noktası tam buradan başlıyor: Pull My Daisy başlangıçta sessiz çekilen bir film ve daha sonraki dublajla karakterlerin tamamını emprovize olarak bizzat Kerouac seslendiriyor. Ayrıca genç bir masalcı baba edasıyla anlatıcı da o. Böylece sinemaya ilk “beat yeniği” düşmüş oluyor.

Bu kuşak içinde belki de en acayip yazarlarından biri olan William S. Burroughs, 1914 Şubat’ında Missouri’de doğdu. Çapraşık, maymun iştahlı biri gibi gözüküyor, eğitim hayatı da öyleydi. İlkin dil eğitimi almak için Harvard’da okudu; antropoloji dalında yüksek lisans yaptıktan sonra ise tıp öğrenimi için Viyana’da gitti. Maya uygarlığı merakı onu Meksika’da tuttu bir dönem; ardından da bitmez seyahatleri başladı. 1944 yılına gelindiğinde tam bir junkie idi. Bazı dergilerde yazdığı erken denemelerini saymazsak, yazarlık kariyerine esaslı adımları Allen Ginsberg’le tanışmasıyla 1950’lerin başlarında attı. Naked Lunch’ı yazdığında New York’ta önemli bir ün bile yakaladı. 60’lı yıllarda ömrü Paris, Londra, Tanca ve New York arasında mekik dokumakla geçti denebilir.

Deneme, şiir, roman ve hikaye yazarı Burroughs’un önce resme; oradan da sinemaya bulaşması galiba 50’lerin sonunda Paris’te ikamet ettiği 9. Cadde Git le Coeur; nam-ı diger “Beat Hotel“de, ressam Brion Gysin’in de oturuyor olmasıyla başlar. Henüz yirmi yaşına girmek üzereyken Breton tarafından Paris sürrealist grubundan ihraç edilen Gysin, yine de epey sükse yapmış bir ressamdı. Burroughs bir rastlantı eseri tablolarını kurutmakta kullandığı Gysin’e ait eski bir gazeteyi eline alır. Gazetenin şeritler halinde kesilip, montajalanmak üzere bazı çizimlerle karalanmış olduğunu fark eder. Bu teknik, Burroughs’un metin yazarken kullandığı kes-yapıştır alıştırmalarından, yani cut-up’larından biriydi aynı zamanda ve fazlasıyla ilgisini çekti. Çünkü ressamımız tesadüfen kendi kendine keşfettiği kolaj tekniğiyle çalışmalar yapıyordu. Yazarımızsa aynı dönemde avant-garde romanı Naked Lunch’ı henüz bitirmiştir. Ve birbirlerini yakından tanımaya başlarlar. Gysin; biri resimde, diğeri yazıda bağlantısız görünen parçaların şiirsel görüntülerinin eklemlenmesiyle oluşan cut-up tekniğine yoğunlaştıklarını görünce, birlikte bir şeyler yapmaları gerektiğini düşünmeye başlar. Daha sonra Antony Balch’ın da katılımıyla üçlü tamamlanır ve Burroughs sinemaya ilk adımını 60’ların başında atar.

1964’te BBC’deki bir söyleşide William Burroughs “cut-up/kes-yapıştır” tekniğini şöyle özetliyordu: “Eline yazılı bir kağıt al, ortasından kes. Sonra bölümlere ayırdığın parçaları yeniden diz. Bu yolla yeni sözcük kombinasyonlarına, yeni sözcüklere ulaşırsın.” Cut-up, bir kolaj tekniği. Burroughs, raslantısal kes- yapıştır’lar kullanmak yerine, kontrollü yeni metinler yarattı. Düz okumalara alışkın olanlar için bu biraz meşakkatli, hayal gücünü zorlayan bir tarz olacak şüphesiz. Burroughs’un belki de ilk kez Lautremont şiirlerini şeritler halinde kesip, binlerce farklı varyasyonda şiirsel metinler elde ettiği teknik, esasında benzer şekilde 1800’lerin sonunda Mallarme tarafından da, rastgelelik ve olasılık faktörleriyle giriştiği deneysel şiirlerinin bazılarında “Un coup de des jamais n’abolira le hasard” doğrultusunda denenmişti. Yine Apollinaire yazım düzeni, sonra Dadaistlerden Tristan Tzara’nın bazı metin deneyleri-şapkadan çıkan kelimeler!- cut-up tekniğiyle büyük benzerlikler taşıyordu. Bu bakımdan Burroughs bir ilk değildi ancak, istikrarlı ve iştahlıydı söz konusu tekniği yoklarken. Deneysel öncüleri aştığı nokta işte tam da burası. Burroughs cut-up’ı test yayını olmaktan çıkarıp, 1960 itibariyle bu tekniğe hasrettiği üçlemesini ard arda yazdı. Bu cut-up serisinin ilk romanı 1961 tarihli Soft Machine /Yumuşak Makine, ikincisi 1962’de çıkan Ticket That Exploded/Patlamış Bilet ve üçüncüsü de 1964’teki Nova Express.

Gelecek Bölüm: Katıksız Cut-up ve Sinema

Yorumlar