Bağlantıda kalın

Tina Modotti

“Hiçbir zaman geleneğe uyum sağlamak için hareket etmedim, sürekli olarak kendi vicdanımla uygunluk içinde hareket ettim.”

20. yüzyılın en iyi kadın fotoğraf sanatçılarından biri olarak kabul edilen Tina Modotti 16 Ağustos 1896′da Undine/İtalya’da altı çocuğun ikincisi olarak dünyaya gelmiştir. Babasının iş için gittiği Avusturya’da Almanca öğrenir. Daha sonra yine işssizlik nedeniyle babası, en yaşlı ablası ile birlikte ABD’ye göç eder. Aileye yardım etmek için  daha 12 yaşında iken, 1908′de bir ipek fabrikasında çalışmaya başlar.

Ailenin maddi durumunun kötü olması ancak üç yıl kadar okula gitmesine sebep olmuştur. Bu bakımdan, yaşamı boyunca politik ve sanatçı olarak edindiği beceriler ayrı bir öneme sahiptir. 1913 de ABD’ye gider. Ailenin Avusturya’da kalan kesimi ancak 1920′de ABD’ye göçebilir.

Sanat Hayatı

Tina Modotti, ABD’de San Fransisco kentinde ailesinin yerleştiği “Little Italy” olarak anılan İtalyan semtinde kızkardeşi ile birlikte I. Magnin tekstil fabrikasında çalışmaya başlar. Bunun yanında bu göçmen semtinde oldukça canlı olan kültür etkinlikleriyle de ilgilenmeye başlar ve değişik amatör tiyatroların oyunlarında önce küçük, daha sonra önemli roller üstlenerek oyunculuk yapar. O dönemde değişik tiyatro eleştirmenleri Tina Modotti’de oyuncu olarak parlak bir gelecek görürler.

Tina Modotti bu dönemde çokça sanatçı çevrelerinde dolaşıyordu. 1915′de ilk eşi Roubaix de’l Abrie Richey’i de bu çevrede tanıdı. Richey çok yönlü bir sanatçıydı. Ressam, yazar, şairdi. Ama en başarılı olduğu alan, Mondotti birlikte ürettiği batik kumaşlardı. Los Angeles’e göçtükten sonra Hollywood’da film oyuncusu olarak bir kariyer yapmaya başlar. Ancak bu kariyeri kısa sürer ve film oyunculuğundan vazgeçer. Çünkü Hollywood’un ona biçtiği rollerde öne çıkardığı şey oyunculuk yeteneği değil, bir kadın olarak güzelliğidir yalnızca.

1920′li yılların başında, modern formalist-soyut fotoğrafçılığın önde gelen öncülerinden olan Edward Weston’la tanışır. Weston’a hem modellik yapar, hem de ondan fotoğrafçılık zanaatını öğrenir. Weston’dan edindiği fotoğrafçılık öğrenimi o dönemlerde özellikle bir kadın sanatçı için alışılmamış olan ve dikkate değer olan belirli bir mali bağımsızlık anlamına geliyordu.

Fotoğrafçılık, onun teknik araçları, kamera, ışık, filmlerin banyosu, baskısı bugünle karşılaştırılmayacak derecede zor ve karmaşıktı. Mesleği aracılığıyla  o günkü dönemde kullandıkları alışılmamış yöntemlerle bir çok insanı çeken devrimci sol sanatçı sanat çevreleriyle ilişki kurar. Büyük ölçüde çeşitli alanlardan sanatçılardan oluşan dost çevresi, sanatın yalnızca seçkin küçük bir gruba değil, tersine halkın geniş kesimlerine açık olmasını savunuyordu.

1922′de ilk kez Meksika’ya gider. Vatan olarak seçtiği Meksika’ya ilk gidişi, ölen eşinin cenazesi nedeniyle olur. Daha sonra 1923′de Weston’la birlikte gider Meksika’ya. Weston’un çok yönlü etkisine rağmen kısa zamanda kendine özgü sanatsal bir stil geliştirir ve fotoğraf sanatını Meksika yıllarında geliştirir. 1920′li yıllarda Meksika’da bir çok yabancı solcu ve sanatçı kişi yaşamaktadır. Yabancı dilleri bilmesinden dolayı da dışardan gelen devrimci ve birçok ünlü sanatçıyla tanışır.

Gördüğü çıplak yoksulluk ve adaletsizlik sonucunda Meksika’daki iktidar ve durum hakkında görüşleri değişir. Bu değişiklik çalışmalarına da yansır. Weston’un tersine, resimlerinde kişisel olarak tanımadığı yabancı insanları, normal yaşantılarında yansıtır. Bu, sosyal kritik yöndeki sanatı açısından ilk adımdır ve bu yönünü Meksikalı büyük duvar ressamı olan, sonraları Frida Kahlo ile birlikte yaşayan Diego Rivera ile dostluğu yoğunlaştırır.

Weston 1926′da ABD’ye kesin dönüş yaptıktan sonra, onunla birlikte kurduğu stüdyonun işlerini tek başına üstlenir. Bu dönemde fotoğraf çalışmaları çok geniş bir yelpazeyi kapsar. Bir yandan para kazanmanın yolu olarak üst tabakadan gelen portre fotoğraf siparişlerini yerine getirir. Diğer yandan Rivera ve arkadaşlarının duvar resimlerinin fotoğrafik dokümentasyonu işini yapar. Bunun yanı sıra ünlü yazarların kitaplarının fotoğralamasını da yapar.

Anita Brenner’in “İdollar ve Tapınaklar” isimli kitabının illüstrasyonu ünlüdür. Bu dönemde öncelikle İngiltere’deki ve ABD’deki kimi sanat dergileri, örneğin ABD’de “New Masses” isimli sol sanat dergisi Tina’nın fotoğraflarını yayınlar. Daha sonra diğer ülkelerde de tanınmaya başlar. Meksika’da bir çok kez sanat fotoğraflarını sergiler.

1927′de çıkaranları arasına girdiği “Mexican Folkways” adlı dergide de fotoğrafları düzenli bir biçimde yayınlanır. Bunun dışında sanatçı List Arzubide de çıkardığı “Horizonte” adlı dergi de fotoğraflarını yayınlar. Böylece Meksika’da fotoğrafları sanat eseri olarak yayınlanan ilk fotoğraf sanatçılarından biri olur. Onun fotoğrafları kendi başlarına, yalnızca fotoğraf olarak kendilerini tanımlayan eserler olarak yayınlandı. 1929′da Meksika’da ilk kez yalnızca kendi eserlerinin yer aldığı bir sergi düzenlenir. Ve büyük başarı kazanır.

1930′da Berlin’de düzenlediği bir sergi konusunda bir eleştirmen şunları yazmaktadır : “Onun eserinin sırrı, büyük iyilik dolu bir bakışla dünyayı göstermesinde yatıyor… Bu bakışla yoksul bir çocuğun gözleri, yapay bir biçimde parlaklaştırılan bir balo kraliçesinin gözlerinden daha güzel görünüyor.”

1929 başlarında, fotoğrafçılığı tamamen bırakmadan önce kendi resimleri üzerine şunları söyler: “Kendimi bir fotoğrafçı olarak görüyorum, fazlası değil ve şayet benim fotoğraflarım, bu alanda genel olarak yapılanlardan farklı ise, sanat yapmak için değil, tersine, fotoğrafçıların çoğunluğu halen melez ürünün ortaya çıktığı ‘sanatsal efektler’e göre ya da diğer resimsel sunuş araçlarının taklidine göre iş yaparken, hilesiz veya manipülasyonsuz dürüst resimler yaptığımdan dolayıdır.”

İnsan fotoğraflarında bir abartma, bir yüceltme vb. bulunmaz. Fotoğraflarında her insanda o somut insanın zaman ve mekan içindeki özelliğini, özgünlüğünü bulup çıkarmaya, bunu resmetmeye çalışır. Kadın fotoğrafları, özellikle Tecuantepec kadınlarının fotoğraflarında Tina Modotti’nin devrimci kadın bakış açısını yakalamak mümkündür. Güçlü, berrak, dik duran ve güzeldir kadınları. Kadın ve insan olarak iç bağımsızlığı ve egemenliği konusunda en açık konuşan olgu şudur: bütün sevgi ilişkilerini aynı zamanda bir birlikte çalışma ve mücadele etme ilişkisi olarak yaşamıştır. Yalnızca “eş” olmak, onun hayat felsefesi içinde yoktur.

Tina Modotti özgürce yaşamış, yüreğinin sesine ve içinden geldiği sınıfa bağlılığını hiç yitirmemiş bir sanatçı. Kendini sevdiği erkekler üzerinden değil, hem sanatta hem de siyasi faaliyetinde kendi özelliğinde; öne çıkan kişiliğiyle tanımladı ve ifade etti. Yaşamında bir çok rahatlıktan vazgeçmesini bildi ve 1920′li yıllardan ölümüne dek Komünist Enternasyonal’in görevlisi bir komünist kadın olarak sürekli yollardaydı.

Tina Modotti, yaşamını 1942 yılında kalp yetmezliği nedeniyle kaldırıldığı hastanede kaybetmiştir.

Yorumlar