Tokyo-Montana Yolcularına Son Çağrı

Richard Brautigan
Tokyo-Montana Ekspres
Çev.: Melis Oflas
Altıkırkbeş Yayınları, 2011

Altıkırkbeş Yayıncılık, 2011’de Brautigan okurlarını sevindirerek, yazarın “yarı kurmaca günlüğü” olarak niteleyebileceğimiz, Tokyo-Montana Ekspres’ini yayımladı.

Sadık Brautigan okurları, Tokyo’nun ve Montana’nın Richard Brautigan’ın yaşamındaki yerini mutlaka biliyorlardır fakat konuya hâkim olmayan okurlar için yazarın biyografisine kısa bir göz atmak, kitabın algılanmasını kolaylaştıracaktır:

Richard Gary Brautigan (1935-1984), ABD’li şair ve romancı. Brautigan, en kaba sınıflamayla “beat kuşağı” yazarları arasında sayılmaktadır.
Beat kuşağı, 1950’li yıllarda ADB çıkışlı bir oluşumdur. Kurucuları arasında, Jack Kerouac, Allen Ginsberg, William S. Burroughs, Lawrence Ferlinghetti’nin isimleri sayılmaktadır. Oluşumun isim babası Jack Kerouac, kabul edilmektedir. 1948’deki bir sohbetinde bu kavramı ilk kez kullandığı söylenir.

1950’li yılların Amerika’sı İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış. Soğuk savaşın hüküm sürdüğü ve görece bir özgürlük ve refah döneminin yaşandığı bir yerdir. Bu ortamda, caz dinleyen, otostopla ülkeyi dolaşmaya çıkan, uyuşturucu ve alkol kullanan ve bol bol yazan bir edebiyat camiasıdır beatnikler. Bu kuşağın takipçileri, ilerleyen yıllarda çiçek çocukları olarak da anılan hippilere ve savaş karşıtlığını merkez alan aktivistlere evrilirler ve etkilerini günümüze kadar sürdürürler.

Richard Brautigan, beat edebiyatı içinde yukarıda adı geçen isimlerle organik bir ilişki geliştirmese de yazdıkları ve yaşamı ekseninde değerlendirildiğinde tipik bir beat yazarı olarak kabul edilir.

Richard Brautigan Toscana, Washington doğumludur. Yaşamı, yapıtlarındaki yalnız ve kırılgan karakterlere kaynaklık eden bir ailede başlar. Alkolik bir annesi vardır babasının kim olduğunu ise uzun süre öğrenemez. Kimi kaynaklar, Brautigan’ın babasının, oğlunun varlığını ancak o öldüğünde öğrendiğini söylerken kimi kaynaklarda ise Richard Brautigan’ın yaşarken birkaç defa babasıyla yan yana geldiğini belirtilir. Kesin olan, bu çocukluk deneyimlerinin Brautigan üzerindeki etkisidir. Bu deneyimler ilerleyen yıllarda yazılan şiirlerde, öykü ve romanlarda iç acıtıcı bir duyarlılıkla yazıya geçirilecektir.

Richard Brautigan’ın yaşamındaki önemli dönüm noktalarından birisi de yirmi yaşını bitirmesine sayılı zamanlar kala 14 Aralık 1955’te bir karakolun camına taş atmasıyla başlar. Tutuklanmasının ardından Brautigan’ı hastaneye sevk ederler ve burada paranoyak-şizofreni teşhisiyle tedaviye alınır. O dönemin şizofreni tedavisi, bugün artık yok denecek kadar az kullanılan şok tedavisidir. Bu tedavide hastanın elleri ve ayakları bağlanır ve başına hastayı öldürmeyecek dozda elektrik verilir. Bu “yaratıcı” tedavi Richard Brautigan’a on iki kez uygulanır.

Richard Brautigan, bu tedavi sürecinin ardından hastaneden ayrılır ve yaşamını San Francisco’da sürdürmeye başlar. Burada beatniklerle beraberdir ve şiirleri yayımlanmaya başlamıştır. 1957’de Virginia Dionne Adler ile evlenirler.
1958’den itibaren öncelikle şiir olmak üzere birçok Brautigan kitabı raflardaki yerini almaya başlar. 1960’lı yıllar Richard Brautigan’ın en popüler olduğu yıllardır.

Richard Brautigan bir yandan işlerini yayımlamayı sürdürürken bir yandan da karısı ve çocuğuyla birlikte karavan yaşantısı sürdürmeye başlar. Bu dönemini doğanın içinde ve o dönem Amerika’ya yayılmış olan kamplarda geçirir. Doğaya olan bağı ve saygısı eserlerinde de ön plana çıkmaya başlar. Öykülerinde kentlerden uzak yaşayan kahramanlar, yarı hayali bir kurguyla anlatılan bir doğayla uyum halinde yaşamlarını sürdürürler. Bu durum, onun Amerikan Edebiyatı’ndaki pastoral gelenekle bağını oluşturmaktadır.

Richard Brautigan yetmişli yılların sonuna kadar oldukça fazla ilgi gören onlarca eser üretmiştir. 1980’ler yaklaştığındaysa Brautigan’a olan ilgi de önemli ölçüde azalmıştı. Bu durum yazarın kırılgan kişiliğiyle de birleşince geriye yalnızlık hissi ve alkol bağımlılığı kalıyordu. Brautigan’ın yalnızlığını pekiştiren bir diğer unsur da üç yıllık evliliğinin ardından, ikinci eşi olan Akiko Yoshimura’yla olan ayrılığıdır.

Bu dönemlerini, Montana’daki çiflik evinde ve Japonya’da geçirecekti. O yılların Japonya’sı Brautigan için bir çeşit sığınak olarak kabul edilebilir. Orada hala geniş bir okur kitlesinin varlığı Brautigan için tutunacak bir dal gibidir.

Yazının girişinde değindiğim, “Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek” bu yılların ürünüdür. 1982’de yayımlanan kitap bir çeşit yalnızlık başyapıtı olarak kabul edilebilir.

1984’e gelindiğinde Brautigan, Bolinas isimli bir balıkçı köyünde münzevi bir yaşama geçer. İçinde bulunduğu karanlık durumu alkolle tamir etmeye çalışır ve günlerini içmekle geçirir.

Sonunda, 14 Eylül 1984 yılında Richard Brautigan dostlarına ava çıkacağını söyleyerek onlarla vedalaşır. Sonraki haftalar boyunca ondan haber alamayan yakınları merak ederek evine giderler. 25 Ekim 1984 günü Richard Brautigan’ı bir şişe içkinin yanında intihar etmiş olarak bulurlar.

Yukarıdaki, özgeçmişten de anlaşılabileceği gibi, Tokyo-Montana Ekspres, yazarın popülerliğinin yavaş yavaş kaybolduğu ancak çoğunluğu Japonya’dan olan sınırlı bir okur kitlesi tarafından takip edildiği bir dönemin ürünü.

Kitap, (muhtemelen kurmaca) bir kişilik olan Joseph Francl’ın yaşamına ayrılan dört bölümlük kısa bir öyküyle açılıyor. Devamındaysa, Brautigan, okurlarını adeta bir sek sek oyununa davet ediyor. Bu oyunda, Brautigan’ın (ve okurların) ayakları bir Amerika’ya bir Japonya’ya değiyor. Yazar, genelde bir sayfadan kısa süren metinlerinde, bir yandan, Tokyo’daki ve Montana’daki günlük yaşamından kesitler sunuyor, gün içinde yaşadıkları hakkında değerlendirmelerde bulunuyor diğer yandan da zaman zaman kurmacanın sınırlarına girerek öykücükler anlatıyor.

Ancak Brautigan ne anlatırsa anlatsın, metinlerin tamamına ciddi bir hüzün duygusu hâkim. Kişisel değerlendirmem, bu hüzün duygusunun, yazarın daha önceki kitaplarında aşina olunan duyguyla eşdeğer olduğu yönünde. Okumuş olanlar, “Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek” kitabındaki, hamburger yerine mermi alan çocuğun; Kürtaj’daki Kaybedenler Kütüphanesi’ne kitap bırakan yazarların ya da Talihsiz Kadın’daki başkahramanın etrafa yaydıkları hüznün bir benzerini Tokyo-Montana Ekspres’te de bulacaklardır.

Kitaptaki metinlerin çoğu tarihsiz, birkaç metinde 1977 ve 1978 yılları anılıyor, biz yukarıdaki özgeçmişten de yola çıkarak metinlerin, 1975 ile 1980 yılları arasında yazıldığı sonucuna ulaşabiliriz.

Tokyo-Montana Ekspres’in bir diğer özelliği, birbirine çok uzak iki noktanın fiziksel olarak da birbirinin tam tersi olduğu gerçeğini bize göstermesi.
Montana, İspanyolca dağlık anlamına gelen “montaña” kelimesinden adını alan ve ABD’nin kuzey batısında Kanada sınırında yer alan bir eyalettir. İsminin kaynağından da anlaşılabileceği gibi, son derece soğuk ve dağlık bir bölge olan Montana, nüfus olarak da ABD’nin en sakin yörelerindendir. Buna karşılık Tokyo ise, on üç milyonu aşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık metropollerinden birisidir. Montana ne denli sakin ve doğayla iç içeyse, Tokyo doğadan o denli uzak ve yorucudur. Bu durum, Tokyo-Montana Ekspres’in anlatımına da yansımıştır.

Kitabın, Montana’dan bahsedilen bölümlerinde yalnızlık ve içedönüklük pastoral bir yapı içinde yer alırken Tokyo’da insanlardan daha çok bahsedilir ve kentin karmaşası metinlere de yansır.

Yazıyı toparlayacak olursak, Tokyo-Montana Ekspres, farklı metinleri okumaya açık olanlar için kaçırılmaması gereken bir kitap.

{gallery}montana{/gallery}

Yazılma Tarihi: 01 Mart 2012

 

Oylamak ister misin?

0 puan
Upvote Downvote

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

"Yeraltı" Vizyonda

Kaos ve Müzik