Türk şiirinin asi kadını: Neslihan Yalman
Röportaj

Türk şiirinin asi kadını: Neslihan Yalman

Neslihan Yalman

Neslihan Yalman’la çalıştığı mekân olan “Art Academy İzmir”de bir araya geldik. Doğaçlamadan beslenen bir insan olduğum için, çaylar getirilince, ona ilk soruyu sordum:
“Kadın şair olmak zor mu? Özellikle, bu ülkede… Erkek şairler size çaktırmadan ‘‘kadından şair olmaz, mirim.’’ demiyorlar mı?”

Bu soruyla beraber birçok konuya değindiğimiz sohbetimiz de keyifle devam etti.

Neslihan Yalman: Türkiye’de kadın şair olmak, dünyanın bazı ülkelerine göre (Amerika, Avrupa bölgeselliği bağlamında mesela) hayli zor… Ortadoğu’nun yığdığı kimlik -sevelim, sevmeyelim- her şeyi belirliyor. İlk şiir kitabımda incinmiş bir kadın vardı. Yüzü daha çok doğaya dönüktü, esrik kalmaya çalışıyordu. Lakin, bugün geldiğimiz noktada, artık öyle bir körlük kalmadı. Kapitalizm bir yandan, din bir yandan, kişiliklerin parçalanması bir yandan, kadınlık diğer yandan, bunların her biri birer mücadele alanı yarattı. Sanat ortamının hali de maalesef görülüyor. Tıpkı, William Blake’in kuzudan kaplana, masumiyet şarkılarından deneyim şarkılarına geçişi gibi, bir hakikat farkındalığı yaşadım. Şimşek yedim!..

Neslihan Yalman söyleşisi -

Dilim, varlığım, sanatım giderek sivrilmeye başladı. Bu durum, hem Türkiye, hem Türkiye sanat ortamı, hem de benim için gerekliydi. Velhasıl, Norveçli, İsveçli bir şair, bir kadın şair gibi pastoral olana, minimal görüntülere, aşka/sevgiliye yönelmeniz mümkün değil. Politik-özneliğiniz sanatçılığınızı var kılıyor. Yaşadığınız zorluklar, çevrede yaşanan zorluklar metinlere sızıyor. Sanat camiasının eril bütünlüğü de bunu tetikliyor. Ben bu bütünlüğü zihnimle baltalamaya gelmiş biriyim.

Şiirlerinizde ilk dikkatimi çeken durum, aykırılıkları ve kullandığınız provokatif dil… Bu konu hakkında biraz açıklama yapar mısınız?
Böyle bir dil kullandığım doğrudur. Ben buraya sevgiliye, doğaya, aileye, kurumlara methiyeler düzmeye gelmedim. Bu başlangıçta belirgin, katı bir tercih değildi. Türk şiirindeki dil kullanımından, kadın şairlerin dillerinden bir uzaklaşma amacım vardı. Erkek-egemen sistemin varlığına, kurulan Baba-dile daha dikkatle baktım. Dedim ki, ben bu eril dili, ancak onun içinden geçirip, ona karşı bir ‘‘tepki’’ diliyle yeniden kurarsam, hem özgünlüğü, hem çağı yakayabilirim, hem de derdimi anlatabilirim; hem de, her şeyi hakikatle sınayabilirim.

Şairliğin yarı-bilinç işi olduğunu Ece Ayhan’dan öğrendiğimden beri, hiçbir şeye duyarsız kalamıyor, birikenleri belli bir dünya görüşü üstünden tecrübelerimle sanata çarptırıp, geri yansıtıyorum. Okuyucunun eril algısını (kadınlar da dahil) alt-üst etmeyi, rahatsızlık vermeyi, yeni bir yazın alanı oluşturmayı düstur edindim.

Bu noktada, okuyucunun eril algısı alt-üst oluyor evet; temalar, kavramlar tersinden okunuyor. Evlilik, annelik, babalık, eş olmaklık, erkek-egemen sistem sert bir şekilde eleştiriliyor, özellikle “Am’a’erkil” kitabınızda.
Doğrudur. Yapmak istediğim de buydu mevcut kitabımda. Sadece, günlük kullanımda değil, edebiyatta da gerek dil gerek temsil ilişkilerinde erillik baskın çıkıyor. Onu eleştiren kadın sanatçılar, kadın teorisyenler bile aslında onu eleştirdiklerini zannederlerken, iktidar aygıtlarının şemsiyesi altına sığınarak, aynı varoluşluğu yeniden üretiyorlar. Karşıdan değil. Bu sebeple, ülkede kadın entelektüel, kadın sanatçı (başına buyrukluk düzeyinde imliyorum) yok denecek kadar az.

Dada’dan etkilendiniz mi? Gerçeküstücülük sizi etkiliyor mu?
Dadacıların varlığı dünya sanatı için bir yapı taşıdır. Marcel Duchamp misal, onu babam gibi severim. Türkiye’ye yazık ki dada ve daha birçok akım girememiştir, girmeye çalışanlar da aynı oranda derinlikli, felsefi değildir. Absürdü severim, groteski severim; kara-mizah, ironi, yeraltı edebiyatı, bunlar olmadan sanat kendisini yenileyemez. Şiirlerimde tiyatro kökenli olmamın verdiği Dionysiak bir parçalanma, ayinsellik de var. Dionysos da şiirin taşıyıcılarındandır; tiyatro da bir şekilde şiirdir. Şiir kirli-temiz doğanın ritmidir, her şeyliğidir. Aitsizdir.

Neslihan Yalman Söyleşisi - 2

Şiirlerinizden bahsetmişken, ‘‘Bad Poetry’’ adlı yapılanmaya da değinelim mi? Nedir ‘‘Bad Poetry’’ birlikteliğinin tam içeriği?
‘‘Bad Poetry’’, müzisyen Mert Kamiller’in 2000’li yıllarda başlattığı bir proje… Kötü şiir ironi anlamında, evrensel düzeyde ‘‘bad’’ sözcüğünün hınzırlığıyla ve kural tanımazlığıyla betimleniyor. Kamiller, sevdiği şiirlerin şairleriyle iletişime geçerek, o minvalde bir birliktelik gerçekleştiriyor. Şiirlere özel besteler yapıyor, fotoğrafçı arkadaşı Arda Gül’ün de desteğiyle klipler çekiyor. Bizim de onunla yolumuz, 2013 sonrasında ‘‘İncinme Halleri’’ kitabım ekseninde kesişti. Şair Müslüm Çizmeci’nin arkadaşı olan Kamiller, bir gün kitap fuarında yanıma geldi ve ‘‘Şapkasında Ölü Tavşanlar Tanrının’’ şiirimi değerlendirmek istediğini söyledi.

Ben zaten disiplinler-arası etkileşimlerden heyecan duyan biriyim. Kabul ettim. Stüdyoya girdik. Şiiri seslendirdim. Klibi çekildi ve inanılmaz bir etki yarattı. Ardından, Mert Kamiller’le Türkiye’nin birçok yerinde sahneye çıktık. O canlı müzik yaparken, ben de şiirlerimi seslendirdim. Derken, müzik-şiir birlikteliğine, İrem Demir’le fotoğraf, Yıldız Güventürk’le modern dans eklemlendi. ‘‘Bad Poetry [Code]’’ adlı bir sergi açıldı İstanbul’da. Sergide her şairin şiirine özel fotoğraflar vardı. Ayrıca, fotoğrafların alt köşelerindeki barkodları telefonunuza taratarak, kulaklıkla şairlerin kendi seslerinden şiirleri o anda/sergi ortamında dinleyebiliyordunuz. ‘‘Bad Poetry’’ Türkiye için önemli, deneysel, yenilikçi, iddialı bir disiplinler-arası oluşumdur.

Kısmetse, Kamiller’le birlikte eylül gibi Belçika’daki bir şiir festivaline gideceğiz. Oradaki sanat kafası bambaşka… Bizim yaptıklarımızın özgünlüğünün ve öneminin de farkındalar… ‘‘Akrostiş’’ dergisinin temsilcilerinden Gülcan Kahraman da işin Türkiye ayağını ve ‘‘Bad Poetry’’ yapılanmasını önemsiyor; bizi taaaaa oralara davet ediyor. Ona da teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Ayrıca, ‘‘Bad Poetry’’ denilince, şiirlerin bestelendiği bir albüm de var: ‘‘Bad Poetry’’- Sınır İhlali’’… Tavsiye ederim.

Sanatsal çalışmalarınızdan bahsettik, biraz da eğitimciliğinizden, mesleğinizden bahsedelim. “Art Academy İzmir” sanat kurumundaki çalışmalar nasıl gidiyor? Oradaki Neslihan Yalman neler yapıyor?
‘‘Art Academy İzmir’’in kurucularından biri olan, yönetmen Bahadır Abşin’le dostluğumuz eskiye dayanıyor. Başka bir kurumda da beraber çalışmıştık. ‘‘Art Academy İzmir’’, 2015’te Alsancak’ta, yeni yerine taşındıktan sonra, onunla orada da birlikte çalışmaya devam ettik. Diğer kuruculardan biri olan oyuncu Fatih Paşalı da akademiyi genişletmek için elinden geleni yaptı, hâlâ yapıyor. Ben bu akademide sanat ve yazarlık dersleri veriyorum, genellikle bireysel çalışıyorum. Onların dışında, dünya tiyatro tarihi- tiyatro tarihi ve kuramları, film ve metin analizi gibi dersleri de veriyorum.

Duruma, sanatla ilgili gelişmelere ya da potansiyele göre, esnek ve işlevsel ders programları yapabiliyorum. Senaryodan film çözümlemesine, oyun yazarlığından sanat tarihine değin birçok konuya hakimim… Projeler, düzeltmeler (editörlük, redaktörlük desteği vb.) üstüne de istek gelirse, danışman ya da uygulayıcı olarak çalışabiliyorum. Yeter ki, ciddi anlamda sanat üretilebilsin yahut hiç olmadı, kişiler birer estet, birer alımlayıcı olarak sanata doğru noktalardan bakabilsinler…

İşlerin yayım, yayın aşaması, sanat ortamının tanınması, kişilerin kendilerini devamlılık dahilinde, geliştirerek bir sürece sokmaları önem ihtiva ediyor. Eğitimler ortalama sekiz ay sürüyor. Fakat, yapılan çalışmaların ve ders içeriklerinin kapsamına göre, dersler uzatılabiliyor.

Güzel Sanatlar fakültelerine de öğrenci hazırlıyoruz. Fakülteleri kazanan öğrencilerimizle de, devamlılık sürecinde ve ciddi bir gönül bağıyla iletişimimiz sürüyor. ‘‘Art Academy İzmir’’ çatısı altında, farklı disiplinlerden insanlarla beraber söyleşiler, seminerler de düzenleniyor. Akademinin bir de, her yıl düzenlediği bir sanat kampı bulunuyor.

Sanat eğitiminin önemi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu eğitimler, hız çağında sıkışmış, telefonla bütünleşmiş, kafası karışık, mutsuz birçok insan için kendini ifade alanı açıyor. Bireysel bir şeyler yapma, soyut düşünme yeteneğini geliştirme, estetik algı kazanma gibi faktörler, insanı medeniyetin ilerlemesi düzleminde ‘‘gerçekten’’ insan yapıyor. Sanatçı olsa da, olmasa da, gerçek sanatı tatmamış birinin yaşadığını değil, her gün rutin bir ahırda debelendiğini düşünüyorum. İnsan kendini geliştirmeli, beynini ve ruhunu beslemeli… Hele, Türkiye gibi başkasının hayatına karışmaya teşne, sıkılgan varlıkların olduğu yerde, düşünme ve kendini yazılı ifade etme eylemi daha da önem kazanıyor.

Neslihan Yalman Söyleşisi - 3

Daha önce benimle yapılan bir başka röportajda, sanat akademilerinin ülkedeki geç kalınmış Rönesans’ı yaymak uğruna önemli bir misyon edindiğini söylemiştim. Distopik bir yaşam kasveti içinde, özel kaçış ve ifade alanlarımızın olması, mesafeli ilişkilere girebilmemiz, kaliteli sanatçılarla bir araya gelmemiz gereklidir. Sanat akademileri, ‘‘Art Academy İzmir’’ mesela, bir ütopya alanı değildir; lakin, ütopik düşüncenin yeşertilebileceği bir nefes merkezidir. Doğru yerde, doğru kişilerle kimliklenmek, kodlarını geliştirmek gereklidir.

Sohbetimiz eminim ki devam edebilir, ama bu kadar konudan bahsetmek bile yetti. Teşekkür ederiz Neslihan Yalman.
Ben de teşekkür ederim.

—————-

Neslihan Yalman kimdir?
1982 yılında Ankara’da doğan Neslihan Yalman, Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde bir yıl eğitim aldı. Ardından, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı’nı birincilikle bitirdi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Halkbilimi Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamladı.

Editör, redaktör, metin yazarı ve birçok kurumda sanat eğitmeni olarak serbest şekilde çalıştı. Enver Aysever’in “Aykırı Akademi” adlı sitesinde, “Haber3” adlı sitede çeşitli yazılar yazdı, köşe yazarlığı yaptı. “Tiyatro Tiyatro” dergisinin sitesinde yazılar yazdı. Şu an, “Aksi Sanat” adlı sanat sitesinde köşe yazarlığını sürdürmektedir. Yalman’ın birçok tür üstüne yazdığı yapıtları Varlık, Sahne, Tiyatro Tiyatro, Ötekisiz, Şiiri Özlüyorum, Şiirden, Afrodisyas Sanat, Lacivert, Mor Taka, Berfin Bahar, Güney, Rabarda, Ekin Sanat, Zalifre, Eliz Edebiyat, Düşünen Siyaset, Uçsuz Edebiyat, Aksi Sanat, Rüzgâr gibi birçok dergide yayımlandı. “Yaşama Dokuna(maya)nlar” adlı kısa oyunu, 2004 yılında Suat Taşer Oyun Yarışması’nda ödül aldı.

Kendisi, Alsancak’ta yer alan Art Academy İzmir adlı sanat kurumunda eğitmenliğini sürdürmektedir. Şiir, oyun ve deneme yazmaya devam etmektedir.

Senaryosu:
“10. Köy: Teyatora” (Bahadır Abşin yönetmenliğinde çekilen film, Boyoz Yapım aracılığıyla vizyona girdi.)

Kitapları:
“İncinme Halleri”, “Am’a’erkil”, “Tunç Gammaz”, “Türkiye: Ne Yaşanabilir Ne Terk Edilebilir”

Facebook Yorumları

Yukarı
istanbul escort istanbul escort pendik escort maltepe escort